Hayattan Notlar

  • Yine kitapla bir ‘Hayattan Notlar’a daha başlayalım: Geçtiğimiz ay gösterime giren Baz Luhrmann’ın The Great Gatsby‘sini izlemeden kitabını okuyayım, dedim kendi kendime. Kitabı gösterim öncesi bitirmeme karşın, film hakkındaki sürüyle negatif eleştiri sayesinde filme gitmedim. Bir ara izlerim nasılsa. Lakin geçen hafta, 1974 yapımı uyarlamasını izledim. Klasik ve kolaya kaçan bir uyarlama olmuş. Yönetmeni Jack Clayton, adamın neredeyse en ünlü filmi bu. Asıl senarist bomba: Francis Ford Coppola! Coppola adından beklenildiği kadar yaratıcı değil. Zaten okuduğuma göre esas senaryoyu çok cüretkar değişikliklerle Truman Capote (bkz. Breakfast in Tiffany ve In Cold Blood) kaleme almış ama stüdyo beğenmemiş. Oyuncu seçimi fiyasko bence: Robert Redford ve Mia Farrow. İkisi de yakışmamış.

great gatsby

  • Kitaba gelirsek; çok başarılı olduğu kesin. Fitzgerald burjuvazinin kibrini, tekdüzeliğini ve vurdumduymazlığını altmetinlere iyi yedirmiş. Yüzeyden bakınca, tipik bir zengin kız-fakir oğlan hikayesi lakin altı çok iyi beslenmiş. Karakterler gayet canlı ve tökezlemiyor. Hem kaliteli hem de zevkli bir kitap okumak isteyenlere tavsiyemdir.
  • Ondan hemen sonra en sevdiğim film eleştirmeni olması dolayısıyla Uygar Şirin’in Karışık Kaset‘ini okudum. Bir şaheser olmadığı kesin, yer yer klişeler de var lakin ben kitabı çok sevdim. Sebebiyse kendimi bulmam. Ana karakterin bazı özellikleri ve bazı davranışları bana acayip benziyor. Zaten sulugöz bir romantik film hayranı olarak konu da bir süre sonra beni eline aldı. Aralarda da enfes şarkılar var. Sıkılmadan okunacak, sağlam bir roman.

karışık kaset

  • Şu sıralar ise ünlü Game of Thrones dizisine konu olan A Song of Ice and Fire kitap serisine başladım. Daha ilk kitabın 200. sayfasını yeni geçsem de serinin ana görünümü belli oldu. Kitaplar, asıl gücünü olay örgüsünden ve fantastik türü layığıyla kullanmasından alıyor. G.R.R. Martin kolay okunan (İngilizcesi gayet anlaşılır), akıcı ama yüzeysel bir eser yaratmış. Daha bir sürü ayım bu eserle geçecek gibi duruyor, sırf olayların gidişatı için soluksuz okunabilir.

a song of ice and fire

  • Konserlere gelirsek, mayısın başında ilk senfoni konserime gittim. İKSV ve Eczacıbaşı, merhum Şakir Eczacıbaşı anısına New York Filarmoni Orkestrası’nı 2 günlüğüne İstanbul’a getirdi. Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen konserlerin ikinci gününe katıldım. İlk senfonik konserimdi ama hiç sıkılmadım. Önce çevremi gözlemledim. Oldukça şık bir davetli topluluğu vardı. En ucuz biletlerin olduğu balkonda daha çok benim yaşlarımdaki kitle vardı ve ortam daha rahattı. Şortla gelen bile gördüm. Konserin ikinci arasında çaktırmadan ana salona indiğimizde ise profil değişimi çok açıktı. Tamamen abiye kıyafetler için üst sınıftan oluşan bir tabaka. Gayet şık bir kumaş pantolon-gömlek kombinasyonu yapmama rağmen ben bile eğreti kaçıyordum aralarında.

philharmonic_460x285

  • Konsere gelirsek, balkondan tüm orkestrayı gözlemleyebiliyorsunuz ve müziği icra ederkenki hallerini görebiliyorsunuz. Oldukça tatmin olmuştum ama 2. yarıda ana salonda dinlediğimizde aradaki fark dikkat çekiciydi. Burada orkestraya daha yakın olduğunuzdan müziğin içine daha fazla girebiliyorsunuz ve o enfes tınılar içinize işliyor. Gerçekten çok farklı ve güzel bir his.
  • Mayıs ortasında Ghetto’da Elif Çağlar’ın pop-caz grubu olan Four in thr Pocket’i dinlemeye gittim. Bir an bile yerinde durmayan, enerji patlamasına sahip bir grup. Popüler İngilizce şarkıları, hafif caza yakınlaştırarak icra ediyorlar. Zaten Elif Çağlar’ın sesi ve performansı müthiş ki ben ilk defa kendisini canlı dinleyebildim.
  • Bir sonraki hafta ise yine gaza gelerek Park Orman’da gerçekleşen Babylon Soundgarden’a katıldım. Normalde bu tarz açık havada olan ve pop ağırlıklı konserlerden oluşan konsepti sevmem ama nedense o gün coşasım vardı. İçeri girer girmez bira kuyruğuna girip 1 saatte alabildik içkilerimizi. O arada ana sahnede olan Molotof Jukebox’u uzaktan dinledik. Delişmen bir Balkan müziği-pop-rock grubu. Solistleri aynı zamanda oyuncudur, Natalia Tena. Harry Potter serisi (Tonks olarak) ve Game of Thrones dizisi hayranları (Bran’e göz kulak olan Osha olarak) hemen tanırlar kendisini. Devotchka sahnedeyken bir baktık, tüm grup yanımızda, tabii hemen aşağıdaki fotoğrafı çektirdik. Ama kendileri, bilhassa Natalia ne içmişse (ki sadece içkiden bahsetmiyorum, anladınız siz), kafaları fevkalade güzeldi. Garip bir anıydı adımıza.

soundgardenSoldan 3. kişi Natalia Tena

  • Biralardan sonra kolaylıkla sahne önüne ulaştık. Önce Kings of Convinience çıktı. İki gitar/vokalden oluşan grup, sakinleştirici şarkılarıyla konsepte pek uymasa da gayet hoştu. Ardından Balkan ağırlıklı eğlence müziği grubu Devotchka çıkarak seyircileri coşturdu, ana grup olarak. Bayağı dansettik bu zaman diliminde. Arkadaşım Onur konser bittiğinde inanmadı, bir süre daha bekledi, “Daha yeni eğlenmeye başlamıştık!” cümlesini o gece uyuyana kadar kurdu 😀 Böylece gayet eğlenceli bir gece geçirmiş olduk.
  • Bu hafta da, cazseverlerin malumu, İstanbul Caz Festivali başladı. İlk konser olan Alicia Keys’e gidemesem de ikinci gece muazzam bir atmosferde harika bir konser deneyimi yaşadım. Yıldız Sarayı’nın bahçesindeki çimlerde düzenlendi organizasyon. Her taraf yemyeşildi, uzaktan Boğaz görünüyordu. Konser başlamadan, caz ezgileri arka planda çalmaya başlamıştı. Sonra sahneye ünlü caz vokali Dee Dee Bridgewater ve ünlü caz bestecisi/piyanisti Ramsey Lewis çıktı. İlk yarıda Dee Dee sahneden indi ve Lewis güzel caz standartları çaldı. Ben ise yer yer tepemdeki devasa ağaçlara dalarak, yer yer gözlerimi kapayarak bu huzurlu ezgileri içime çektim. Ara vermeden geçilen ikinci yarıda Bridgewater, billur sesiyle çok hoş parçalar seslendirdi. Ara sıra önemli uç performanslar da gerçekleştirdi. Mesela gitarla girdiği ses yarışı çok güzeldi. Kaç oktava çıktığını tahmin bile edemiyorum. Kısacası, kolay kolay unutulmayacak bir akşamdı. Hani bana “İstanbul’da neden/nasıl yaşıyorsun?” diye soruyorlar ya, işte o sorunun en kallavi cevaplarından biriydi!

dee dee

  • ‘Hayattan Notlar’da notlar çok birikmiş. O yüzden dizi, mekan, vb. notları sonraki yazıya bırakıyorum.
Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: