Arşiv

Archive for the ‘aşk filmi’ Category

Beni Unutma

Kasım 19, 2011 Yorum bırakın


Issız Adam, belki bir başyapıt değil ama Türk Sineması’nda bir milat oluşturduğu kesin. Bu milat, Türkiye’de gerçek ve sağlam bir aşk filmi yapılabileceğini gösteriyordu. Gerçi öncesinde de çok iyi aşk filmleri (Selvi Boylum Al Yazmalım, Vesikalı Yarim ve Kırık Bir Aşk Hikayesi aklıma ilk gelenler) vardı ama 95′ yılında oluşan dönemsel geçişle eski dönem tamamen unutulmuştu. Issız Adam‘dan sonra aşkı anlatan veya anlatmaya çabalayan bir sürü film çıktı.

Beni Unutma da bunlardan biri. Hatta senaristi (aynı zamanda film eleştirmeni) Burak Göral, Issız Adam‘ın yarattığı bu etkiyi de bilen biri (Sinema dergisi – Kasım 2011 Burak Göral röportajı).
Daha fazlasını oku…

Reklamlar

37°2 Le Matin (Betty Blue)

Temmuz 15, 2011 Yorum bırakın

7-8 aydır erişemediğim sabit diskime sonunda erişince, kıyıda kalmış bazı filmleri de tekrardan hatırladım. Betty Blue (37°2 le Matin) filmi de bunlardan biri. Daha bunun gibi sürüyle film var, The Last Detail gibi.

37°2 le Matin 1986 yapımı bir Fransız filmi. O yıl tüm dünyada da oldukça popüler olmuş. Hala da hatırlayan var (ki ben de bir dergiden okuyup radarıma almışımdır). Ama izledikten sonra IMDB’den yapıtığım kısa araştırma sonrasında o yıl Oscar dahil tüm ödüllere aday olmasına rağmen çok da beğenilmediğini gördüm. Hatta yönetmeni Jean-Jacques Beineix’in ikinci yapıtı olan bu film, aynı zamanda kendisinin son popüler filmi.

Filmin fazlasıyla erotik, şimdiden belirtiyim. Hatta ilk sahnesi gayet hardcore diyebileceğimiz bir sevişme sahnesi. Film boyunca da iki ana kahramanımız, bol bol çıplak kalıp sevişiyorlar. Bu arada ‘film boyunca’ tanımım gayet geniş çünkü tam 180 dakika sürüyor. Sinemalarda sanırım 2 saatlik kurgusu oynamış ama o kurguyu bulmanız bence çok zor. DVD olarak direkt yönetmenin kurgusu var.
Daha fazlasını oku…

Aşk Tesadüfleri Sever

Şubat 6, 2011 Yorum bırakın

Aşk filmi takıntımı, beni tanıyanlar bilir. Ne kadar klişe de olsa izlerim. Mesela bazıları vardır, buram buram klişedir ama güzel bir ritim ve damar yakalarsa sıkmadan hatta keyifle kendini izletir. Mesela Notting Hill, benim için çok önemlidir, klişe olsa da.

Issız Adam‘la birlikte batılı manada aşk filmleri modası bizde de başladı. Artık her sezon birkaç yapım mutlaka görüyoruz. Bunlardan birkaçını izlemeye çalışıyorum. Hem iyi bir film çıkar ümidimden hem de Türk Sineması’nın desteklenmesi gerekliğinden. (İyi bir Türk filmine mutlaka para vermeyi kendime borç edindim, ya sinemada ya orijinal DVD’si ile)
Bu filmimiz de o kotadan radarıma girdi. Parayı verip izledim. Sonuca geçmeden bir yönetmene bakalım isterseniz:
Ömer Faruk Sorak, başarılı bir klip yönetmenidir. Vizontele, GORA ve Yahşi Batı ile star odaklı filmler çekmiş ve kendinden bir şey katmamıştır. İlk defa Sınav ile kendi istediğini yapmış, klişe de olsa eli yüzü düzgün bir gişe filmi yapmıştı. (Filmden bir tek harika soundtrack albümü kaldı!)

Daha fazlasını oku…

Blue Valentine

Aralık 30, 2010 Yorum bırakın

Blue Valentine belki bir başyapıt değil. Hatta kimi yönlerden iyi bir film olmadığını da söyleyebilirsiniz. Çok fazla yakın plan var, kimi yerleri havada kalıyor, bazı tempo sorunları mevcut ve (nedense en gıcık olduğum nokta) kendini çok ciddiye alıyor.

Ama……..
Evet büyük bir ‘ama’sı var filmin. Çok doğal ve gerçekçi. Zaten bazı tempo sorunlarının sebebi de gerçekçiliği. Hayat gibi dengesiz planlanmış.
Film o kadar gerçekçi ki bir erkek olarak bir kadına neden asla güvenmemem gerektiğini hatırlattı bana. Çok etkiliyor ama o kadar yavaş yapıyor ki bunu izlerken anlamıyorsunuz, ne zaman film bitiyor, o zaman kafaya dank ediyor.
Kızları nasıl etkiler bilemiyorum (sinemada yanımda oturan iki kız da biterken ağlamaklıydı ve yerlerinden kalkamadılar) ama benim için daha önce tatmadığım kadar sinir bozucuydu. Ama bunun sebebi, olayın direkt hayatın içinden olması ve kendinize acımanıza sebep olması.
Bu filmin üzerine Boğaz’da bir banka oturup, acı bir şarkı açıp derin derin efkarlanmalı. Çok pis bir film ya!

Başka Dilde Aşk

Aralık 22, 2009 Yorum bırakın

Geçen yıl Issız Adam vizyona çıktığında aşık olmuş, 5 yıldız verip yere göğe koyamamıştım. Sonra dönüp bakınca sıradan bir romantik film demiştim. Issız Adam’ın beni ve benim gibileri coşturmasının sebebi, kendi ülkesinde bir ilki gerçekleştirmesiydi. Türkler ilk defa layığıyla bir romantizm yaşıyordu beyazperdede. Çok batılı ve steril olmakla suçlansa da sonuçta olabilecek bir hikayeydi anlattığı.

İşte o filmden yaklaşık 1 yıl sonra Başka Dilde Aşk’ın huzmeleri beyazperdeye düştü. Başka Dilde Aşk, Issız Adam’ın tersine türün daha klasik tarafında yer alıyor. İskelet, When Harry Met Sally…’den beri gördüğümüz olay örgüsünü ödünç alıyor. Yani:

1- Erkekle kız tanışır.
2- Aralarında ilişki başlar.
3- İlişki ilerleyince sorunlar yaşanmaya başlar.
4- Dış bir etmen sebebiyle kavga edilir, kızla erkek ayrılır.
5- Kısa bir hesaplaşma döneminden sonra ikili barışır ve mutlu son.
Daha fazlasını oku…

Nick and Norah’s Infinite Playlist

Ocak 23, 2009 1 yorum

Sinema büyüleyici bir deneyim. Siz ne kadar film izlerseniz izleyin, öyle bir film geliyor ki karşınıza sanki sinemayı yeniden keşfediyormuşsunuz gibi hayranlıkla izliyorsunuz. En son Issız Adam’da böyle bir deneyim yaşamıştım. Kendinizi kaybediyorsunuz. O süre boyunca koltuklar, diğer seyirciler, hatta aradaki hava bile ortadan kalkıyor. Gözünüz kamera oluyor. Öylece tüm film akıp gidiyor. Gerçekten fizik kanunlarıyla açıklanamayacak bir deneyim. İşte ancak böyle bir filmde, sinema bir büyü haline geliyor!

Aslında izlediğimiz klasik bir romantik-komedi, gençlik filmiyle harmanlanmış. İki türün de tüm kurallarını harfiyen uygulayan, bu açıdan bakınca biraz hayal kırıklığına uğratan, bir yapı söz konusu. Ama bu kuralları o kadar şirin uyguluyor ki, defalarca izleseniz bile, kalbiniz eriyiveriyor. Ayrıca doğru noktalarda vurgu yapması, destekleyici unsurlara da sahip olması filme önemli artılar getiriyor. Destekleyici unsurlardan biri olan samimi, akılda kalıcı diyaloglar konusunda çok cömert mesela. Sayabileceğim bir sürü sahnede gayet zeki diyaloglarıyla aklınızı başınızdan alıyor. Tabii filmin ana elementinin müzik olması ve müziği tüm film boyunca kararında ve zekice kullanması diğer bir özelliği (akıllara High Fidelity’yi getiriyor).
Daha fazlasını oku…

Issız Adam

Kasım 12, 2008 2 yorum

Kalbimi ılık suda yıkadıktan sonra iyice temizleyen, sonra keskin bıçak darbeleriyle ince ince doğrayan, ardından süt ve kekikle terbiye eden, yayvan bir tavada doğranmış biber, domates ve soğanla kızgın ateşte pişirdikten sonra kare tabakta servis eden film.

Stephen Frears’ın çektiği 2000 yapımı bir film vardır, High Fidelity diye. Hiçbir zaman çok popüler olmadı ama çok sıkı hayranları bulunur, ben dahil. Filmin özelliği erkekler için bir romantik film olmasıdır. Yani daha çok aksiyon, komedi ve korku seven erkek cinsine yapılmış bir filmdir. Bu yüzden de genelde kıyıda köşede izlenir.

Issız Adam’ı izlerken High Fidelity’nin kulaklarını çok çınlattım. Çünkü Issız Adam, kadınlardan çok erkekleri ön planda tutuyor. Zaten film de bir erkeği anlatıyor tamamen. Dünyaya onun gözünden bakıyor. Ama kadını da ihmal etmiyor, ona da söz veriyor. Çünkü sonuçta erkeği tamamlayan unsur kadındır. İşte bu özelliğiyle de High Fidelity’nin önüne geçiyor.

High Fidelity’de bir monolog vardır, sizinle paylaşmak istiyorum: “Fantezilerden sıkıldım çünkü onlar gerçekte varolmayan şeyler. Onlarda sürprizler yoktur ve onlar sonuç vermez. Bütün bunlardan sıkıldım ama senden sıkılmıyorum.”

Bu cümleler aslında Issız Adam’ı da anlatıyor. Çünkü onun da derdi şehirli bir erkeğin bağlanma sorunu. Kadınlar belki anlamaz ama bu sorun hatta ikilem çok önemlidir. Çünkü fiziksel özelliklerinden dolayı biz erkekler; her an, her yerde, her kadınla birlikte olabiliriz ve bundan vazgeçme düşüncesi bile çıldırtabilir. Tek eşli yaşamak, sadece ona ait olabilmek. Bu, kadın fizyolojisine ne kadar uygunsa, erkek fizyolojisine de o kadar terstir. İşte bu yüzden aşk bir mucizedir. Erkeğin bu özelliğini tersine çevirebilen yegane duygudur. Ama tabii bir de durumu anlayabilmek olayı var. Yani erkeğin, aşkın bu özelliğini kavrayabilme yetisi. Daha sade bir ifadeyle, erkeğin doğasına karşı kalbiyle mücadelesi.

Genellikle kadınların daha duygulu oldukları ifade edilir. “Erkekler ağlamaz!” geyikleri filan yapılır. Oysa en güzel biz ağlarız. Çünkü gerektiğinde ve derinden ağlarız. Çünkü içimizde birikir bizim, duygu yoğunluğu oluşur. O yüzden erkekler daha iyi aşk şiiri yazar. Issız Adam, bu duyguları da betimliyor. Erkeğin daha güzel kek yapması mesela. O kekin içinde umut vardı, aşk vardı. Biliyor musunuz, bazen bir bakış milyonlarca “Seni seviyorum!”a bedeldir. İşte bunu da filmde görüyoruz.

Bunun için sinema en sevdiğim sanat. Bazı şeyler vardır, harflerle, notalarla, imgelerle anlatamazsın. Hepsinin birleşimi ancak o duyguyu verir. Çağan Irmak bunu yapıyor. Önce metnini yazmış, sonra bunu kameraya çekmiş ve bunu görüntüsüyle, oyuncunun performansıyla, müziğiyle süslemiş. Mesela sonlara doğru adamın sahilde yürüyüp bir kız çocuğu gördüğü bir sahne var. Gökhan Tiryaki o kadar iyi bir iş çıkarmış ki görüntü konuşuyor. Başka bir sahnede bir şarkı çalıyor, sizi sizden alıyor.

Bizim ülkemizde aşk tabudur, ayıptır. Aşık olmak tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu yüzden çok az yapıt aşkı anlatabilir (gerçek aşkı kastediyorum). Ben sinemada 3 Türk filminde aşkı görebildim: Selvi Boylum Al Yazmalım, Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu ve Vesikalı Yarim. Şimdi ne mutlu ki bunlara Issız Adam ekleniyor.

Oyuncular: Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür, Aslı Aybars, Şerif Bozkurt, Gözde Kansu – Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki – Müzik: Aria (Cengiz Onural, Bora Ebeoğlu, Cenk Erdoğan) – Yazan ve Yöneten: Çağan Irmak

Kategoriler:aşk filmi, film eleştirisi Etiketler: