Arşiv

Archive for the ‘yıl değerlendirmesi’ Category

2012 Değerlendirmesi

2012, benim için büyüme yılıydı. Gerçekten hayatım adıma önemli olaylar oldu ki kim bilir belki de, bunlardan bazılarını ileride hayatımın dönüm noktaları olarak nitelendireceğim. Ama son 2-3 günde dönüp bunları analiz etmeye çalıştığımda, önemli olanın bunların gerçekleşmesi değil de bunların hayatımda yarattığı etkiler olduğunu fark ettim. Şunu daha iyi anladım ki 2012’nin başında ben çoğu konuda bir çocukmuşum. Deneyimsiz, ürkek, sorumluluk almaya korkan, düşüncesiz, vb.

Mesela şubatta katıldığım ‘Kim Milyoner Olmak İster?’ yarışması unutuldu gitti. Sorular, cevaplar, o heyecan, insanların geri dönüşleri geçmişte kaldı. Lakin oraya çıkabilmenin verdiği güven, kendimi benimseyebilme adına atılmış adım, bir varlık olarak birkaç bin kişinin gözünün üzerinde olmasının verdiği bilinç baki kalacak.

Lakin beni tanımayanların tahmin edemeyeceği üzere bu yarışma macerası, yarışma sonrasında yaşadıklarımın ve onların ruhumda yankılarının yanında pek bir şey ifade etmiyor. Bu yıl içinde bana başka hiçbir şeyin öğretemeyeceği kadar çok şey öğreten iki ilişki yaşadım. İyisiyle kötüsüyle ikisi de sonlandı ama ikisinin de ruhumda açtığı yaralar, biliyorum ki, ömür boyu kapanmayacak. Genel kanının aksine bu yaralardan ötürü müteşekkirim. İyi ki açıldılar ki, iyi ki kanadılar ki ve kanamaya devam edecekler ki bana kendimi öğrettiler. İnsanın, en başta kendisini tanımadığını bu yıl çok acı bir şekilde öğrendim. An itibariyle de bu öğrenme süreci sonlanmış değil. Belki de bir ömür boyu devam edecek. Önemli olan, geç kalınmış da olsa, buna başlayabilmek. Daha fazlasını oku…

Reklamlar

2011’in En İyi Filmleri

Hadi 2011’de izlediğim filmlere göz atalım. Yılı değerlendirirken, iyileri hatırlayalım. Önce bir ‘İlk 10’ listesi yapalım, aonraki yazıda da listeye giremeyip adından bahsetmeye değer olanları sıralayacağız:
Daha fazlasını oku…

2010’un Özeti

2010 da bitti. Yıl sonlarında liste yapmak modadır. Kimi öyle olduğu için yapar. Kimiyse fırsat bu fırsat diye, yılı şöyle bir gözden geçirir. Ne olmuş, ne bitmiş, bir muhasebe yapalım diye. İkinci şıkkı yapacağım ben de. Bakalım, 2010 da neler olmuş:

2010’un ilk ayları bol mülakatla geçti. Hayatımdaki tekdüzelikten kurtulmak için ve biraz da hiç kimseyi görmemek adına aldım çantamı Paris’e gittim. Kafamı dinledim, kendime biraz çeki düzen verdim. Bahaneyle birkaç müze gezdim, kültürümü zerre olsa da artırdım. Gelince istediğim teklifi aldım: İşimi ve şehrimi değiştirdim.
Ardından ev sorunları oldu. Neyse ki yakın vakitte evimi de buldum, onu da kurdum. Yeni işimde yeni bir konuya yönlendirildim. Fena da olmadı, NVH-CAE (bilgisayar destekli ses ve titreşim analizleri) mühendisliğine yöneldim. Şimdi de o konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Uluslararası olmaya aday bir projede de bunu uygulamaya koymaya çalışıyorum.
Kişisel anlamda, İstanbul beni çok rahatlattı. Bazı sorunlarımı çözdü. Darısı diğerlerinin başına. Ama 2010, istendiğinde her şeyin bir şekilde olduğunu hatırlatması bakımından önemliydi.
Hobi konusunda verimsiz bir yıl dahaydı. Her geçen yıl daha az yazabiliyorum, aklıma sürüyle fikir gelmesine rağmen. Yine de uzun yıllar sonraki ilk hikayemi bu yıl yazabildim. Harika değildi ama yazı stilim istediğim şekle girdi bir şekilde.
Sinema bakımından vasat bir yıldı. Kosmos, Bal, Toy Story 3, Inception, Black Swan ve Blue Valentine yılın az sayıdaki akılda kalıcı filmleriydi. TV yapımları ise atağa kalktı. Arka arkaya birkaç diziye başladım. Hepsi de başka bir yönüyle beni bağladı: Bored to Death, hınzır mizahıyla; Breaking Bad, akılcı hikayesiyle; Entourage, Hollywood’u dikizlemesiyle; Broadwalk Empire, dizi standartlarını sinemayla aşık atacak hale getirmesiyle ve Dexter, aksiyonu farklı kurgulamasıyla aklıma yer etti. Ama Mad Men’in yeri hala daha ayrı.
Müzik açısından vasat bir yıldı. Malt, Kargo & Mirkelam, Melis Danişmend ve Gürol Ağırbaş’ın son albümleri uzun zaman dinlenebilecek sayılı albümlerden oldu. Bunlara belki Yonca Lodi ve Lady Gaga’yı katabiliriz.
Böylece 2010 bir şekilde sona erdi. Hayata dair ümitler 2011’de de devam edecek. Tanrı’nın bizi utandırmayacak bir hayat yaşatması ve en önemli unsur olan gerçek aşka ulaşma ümidiyle…
Kategoriler:yıl değerlendirmesi

2008’in Ardından

2008’e Şile’de bir pansiyonda arkadaşlarımla birlikte ama hasta olarak girmiştim. İlginçtir, 2008 de girdiğim şekilde devam etti. Sevdiklerim hep yanımdaydı lakin bir hastalık hali hep devam etti (fiziksel olarak belli olmasa da).

2008’in benim için en önemli olayı, doğal olarak mezuniyetimdi. 17 yıllık okul hayatımı, en azından şimdilik, nihayete erdirdim. Bu, büyük bir onur ve mutluluktu kendi adıma. Artık kütüphanemde bir İTÜ diploması var. Ayrıca dekanlığın bana verdiği özel ödül de gurur kaynağımdı. Yine yaklaşık 4 ay boyunca bifiil organizasyonunda görev aldığım mezuniyet balosu unutulmayacak bir geceydi.

Diğer yandan mezuniyet ardından işsiz kalmam ve bunun yol açtığı sorunlar ciddi bir hayal kırıklığıydı. Ağustostan kasıma ruh halinde gezmem bunun en önemli sonucuydu. Hala daha bu sıkıntıdan kurtulabilmiş değilim lakin ruh şeklinde dolanmıyorum etrafta.

Diğer yandan kendi açımdan yılın önemli olayları şunlardı: Gökova Körfezi’nde çıktığım tekne turu ve akabinde Türk denizlerine aşık olmam. İki akraba düğününe katılmam ve düğünlerden iyice nefret etmem (ki biri balomun olduğu kulüpte, diğeri de Muğla’daydı). Kendi içime daha çok dönmem ve gelecek açısından birtakım önemli kararlar almam.

Dünya’ya bakarsak, bana göre, yılın olayı Obama’nın başkan seçilmesi ve AKP’nin yolsuzluklarının ortaya çıkmasıydı. İlerleyen yıllarda bu iki olay çok önemli sonuçlar doğuracak. Ayrıca 2020 yılına kadar 3. Dünya Savaşı’nın çıkacağı kesinleşti. Ekonomik kriz tabii ki çok önemliydi lakin bu küresel gerçek sadece bir politik hamledir, asıl sebepleri ve sonuçları daha ortaya çıkmamıştır.

Olimpiyatlar ve Avrupa Şampiyonası hem heyecanlıydı hem de hayal kırıklığıydı. İzlemesi uzun yıllar unutulamayacak iki spor olayıydı. Usain Bolt ve Michael Phelps’in sprintleri ile Türk milli takımının son dakika golleri nefes kesiciydi. Şahsen Hırvatistan maçını Nevizade’de izlememi ve ardından İstiklal’de oluşan coşkuyu hayatım boyunca unutamayacağım. Ama iki etkinlik de sporun değil paranın gücünü kanıtladı bana göre ve gelecek adına çok büyük bir negatif göstergeydi.

Sanat açısından güzel bir yıldı. Çünkü o kadar negatif olay/durum meydana geldi ki bunların antitezleri sanat ürünleri olarak ortaya çıkmaya başladı. 2009’dan da bu bakımdan umutluyum. Sinemada bir sürü iyi film izledim. Yorum yapmadan ilk 10 listemi yazacağım sadece: 1) Issız Adam (Çağan Irmak) 2) The Dark Knight (Christopher Nolan) 3) Sonbahar (Özcan Alper) 4) Du, Levande (Roy Andersen) 5) Slumdog Millionaire (Danny Boyle) 6) The Nines (John August) 7) Revolutionary Road (Sam Mendes) 8) In Bruges (Martin McDonagh) 9) My Bluebarry Nights (Wong Kar Kwai) 10) The Curious Case of Benjamin Button (David Fincher)

Müzik açısından zaten 2000’ler çok kısır. O açıdan 2008 sevindiriciydi. Yüksek Sadakat’in 2. albümü benim beklediğimden de iyiydi. ‘Babamın Evinde’ ve ‘İçimde Yağmur’ şimdiden favori rock parçalarımın arasına girdi. Pinhani’nin 2. albümü ise beklediğimin altındaydı. Yine de bana ‘Ne Güzel Güldün’ü armağan ettiler. Hamit Ündaş ve Jülide Özçelik’in albümleri çok sıra dışıydı, uzun yıllar dinleyeceğim. Issız Adam ve Across the Universe’ün soundtrack albümleri beni aylarca meşgul etti ve önümüzdeki yıllarda da sıkça dinleyeceğim albümlerden olacaklar. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda çıkıp yeni veya yeniden keşfettiğim Best of Bond, Müfide İnselel’in tek albümü, Pink Martini’nin ‘Hey Eugene’i sıkça dinlediklerimdi.

Sanatın diğer dalları yine kısırdı benim açımdan. Kitap olarak Bir Levanten Şövalye ve The Amber Spyglass (Sene başında daha Türkçe’ye çevrilmediğinden İngilizce okudum.) güzeldi. Az gittiğim tiyatroda beni heyecanlandıran bir oyun olmadı. İlk defa bir müzikale gittim (Rent) ve çok eğlendim. Diğer dallarla öylesine gittiğim Dali sergisi hariç alakam olmadı zaten.

İşte 2008 böyle bir yıldı. Hayatıma ve dünyaya neler getireceğini ise ancak ilerleyen yıllarda göreceğiz.