Arşiv

Archive for Haziran 2012

1966’da Güneydoğu Sorunu: Hudutların Kanunu

Gündemi takip ederken bazen eskilere de bakmak lazım geliyor. Çünkü bugün yaşananların hepsinin kökü geçmişte ve elbet bir şekilde size ipucu veren doneleri yakalabiliyorsunuz. Bazen eski bir haber, eski bir hikaye yada eski bir film. Mesela Yılmaz Özdil dünkü yazısında eski bir yazısını aynen kullandı, hiç de sırıtmadı çünkü gündem değişse de, özdeki sorun bakiydi.

1966’da Lütfü Ö. Akad ustanın çektiği Hudutların Kanunu filmine bugünden bakmak ilginç oluyor. Hikayesini Yılmaz Güney’in yazdığı ve Akad ustanın senaryolaştırdığı film, muhtemelen Suriye sınırında geçen hikaye bir kaçakçılık öyküsü anlatır. Bir sınır köyünde yaşayan Hıdır (Yılmaz Güney), güvenilir bir kaçakçıdır. Civar jandarma komutanının vurulması sınırda denetimi arttırınca, daha küçük bir kaçakçı olan Hıdır’a daha çok iş düşer. Yeni gelen komutan, durumu anlayıp Hıdır’ı uyarır, aynı zamanda da köye okul kurulması ve kaçakçılık dışında bir iş tutulması için Hıdır’la işbirliği yapar. Ama yörenin şartları, bu güzel hayallere izin vermez…
Daha fazlasını oku…

Diziler…

Bu yılki dizi sezonu da bitmek üzere. Yarın yayınlanacak Mad Men‘in sezon finalini izleyince takip edecek dizi kalmıyor. 1.5 ay sonra Breaking Bad‘in 5. sezonunun ilk yarısına kadar boşta bekleyeceğiz. (Bu arada ben eskilerden Oz‘u izliyorum aralarda.) Böylece bir toparlama yapabiliriz.

House MD

Sherlock Holmes’un günümüzdeki doktor halini 8 yıldır ekrana getiren dizi, sona erdi. Hiç tatmin etmeyen bir final olduğu herkesin ortak fikri. Ama şu gerçekti, House MD ne kadar kötüleşse kötüleşsin House karakteri o kadar ilgi çekiciydi ki her zaman zevkle izlenirdi. En berbat bölümden bile zevk aldıysam bunun sebebi, ana karakterinin eşsiz tasarımıdır. 8 sezondur izlenmesinin sebebi de budur zaten. 1-2 sezon önce bitmesi daha tatminkar olurdu gerçi ama fazla House MD izlemek göz çıkarmaz ya! House efendiye elveda diyoruz, saygıyla önünde eğiliyoruz: Herkes (mutlaka) yalan söyler!

Glee

Dizinin 3. sezonunu, ne gariptir ki 2.’sinden daha fazla sevdim. Gayet eğlenceli bir hale geldi. Bu sezon The Rocky Horror Picture Show, Saturday Night Fever ve West Side Story gibi benim hayran olduğum müzikallere özel bölümler yapıldı. Ayrıca Michael Jackson ve Whitney Houston özel bölümleri de gayet iyiydi. Bazen çok yapaylığa kaçsa da eğlencesi hep öne çıktı. Bu yüzden, radikal değişikliklere gebe olan 4. sezonu iple çekiyorum.

The Big Bang Theory

4. sezonu devirmesine karşın bu dizi, hala beni yarabiliyor. Bazı bölümleri çok kötüydü ama bazıları da tadından yenmeyecek kadar güzeldi. Bu yüzden de uzun sezonlar boyunca devam etmesini umuyoruz ve Sheldon’ın ilişki maceralarını dört gözle bekliyoruz.

How I Met Your Mother

Kabak tadı vereli birkaç yılı bulsa da 2 ayda bir çıkan iyi bölümü ve Barney uğruna izlemekten vazgeçemiyoruz. İşleri o kadar yavaşlatıyorlar ki kusacağım artık. Çıkarın şu anneyi, herkes rahatlasın. Dizi bitmese de olur, anneyle tanışsın artık Ted!

Modern Family

Birkaç bölümü hariç gayet düzeyli bir şekilde güldürmeye devam ediyor. Gloria’nın hamile kalması diziye hız verecekse de bence son sezon olmalı gelecek sezon.

Game of Thrones

Bu hafta 2. sezonunu noktalayan dizi, ilki kadar keyif vermese de benzer bir rakibi olmadığından ilgiyle izlenmeye hep devam edecek. Bariz şekilde seyirciye oynamaya başlayan, bu yüzden de verdiği keyfi azaltan dizinin biraz daha gözü karar olmasını istiyoruz. Hayranlar yine Nisan 2013’e kitlendi, ben ise sadece biraz daha zeka bekliyorum. Bütçe azlığından kaynaklanan teknik yetersizlikler zeka ile çok da iyi kapanabilir. Benden hatırlatması.

Ayrıca eylül itibariyle Dexter, Homeland ve Boardwalk Empire de yine aramıza dönecek. Ama tabii benle beraber herkes asıl Breaking Bad ve Dexter’ı bekliyor. Walter White 1.5 ay aramıza dönse de esas 2013’te veda edecek bize. Dexter abi ile kızkardeşi arasındaki olayı ise 30 Eylül’de öğrenebileceğiz.

Avrupa Gezi Notları – 2

Arlanda Havaalanı ahşap zeminiyle beni mest etti. Pasaport kontrolüne kadar gayet mutluydum. Kontrole görevli memur, dönüş biletimin çıktısı olmadığından bana zorluk çıkardı. Allah’tan davetiyemi götürmüştüm. Zorla inandırdım memuru.

Neyse çıktım havaalanından. Uppsala otobüsünü bekliyorum. Birden biri “Artun!” diye seslendi. “N’oluyor?” diye arkamı döndüm. İTÜ’den bölüm arkadaşım Mehmet Ali karşımda! Tesadüfün böylesi! Dünya gerçekten küçükmüş. Çarşamba günü Stockholm’de yüksek lisans mezuniyeti varmış. Ailesini almaya havaalanına gelmiş. Telefonunu verdi ve onlar Stockholm’e gitti. Ben de Uppsala’ya yollandım.

Uppsala ana istasyonunda Müge beni bekliyordu. Sarıldık, özleştik. Yürürken konuşmaya başladık hayatlarımızdan. Bu haftasonu karnaval varmış Uppsala’da. Beni direkt oraya götürdü. Çimenlerde oturduk biraz. Sonra arkadaşlarının yanına gittik.  Orta ölçekli bir parkta patika üzerlerinde çeşitli şeyler satıyordu satıyordu insanlar. Yiyecek, içecek, incik boncuk, vs.

Küçük sahnede Müge’nin arkadaşı Cecilia’nın göbek dansı gösterisini seyretmeye gittik. Gayet kalabalık bir topluluk gösteriyi zevkle izledi. Şu çok garibime gidiyor: Batılıların Doğululardan bu kadar tiksinirken (politik, tarihi ve sosyal olarak) Doğu kültürünü bu kadar sevmeleri bana göre büyük bir paradoks! Bunun diğer bir kanıtı da ilerlerleyen saatlerde ortaya çıktı. Daha fazlasını oku…

Kategoriler:gezi yazısı, konser Etiketler:,

Avrupa Gezi Notları -1

Şu anda Estonya hava sahasına girmek üzereyiz. 2.5 saati aşkın süredir uçaktayım.

İlk 1.5 saat sadece uyudum. Dün gece hiç uyuyaamadım çünkü. Yurt dışına tek başına çıkacağım vakit, hep böyle oluyor nedense. Kafama türlü türlü düşünceler geliyor. “Ya uçağı kaçırırsam?”, “Ya şuraya yetişemezsem?” gibi… Zaten kafam çok dolu. Bu tatilde düşünüp taşınacağım sürüyle konu var. Bazı şeyleri kafamda oturtmam gerekiyor.
Daha fazlasını oku…

Kategoriler:anı, gezi yazısı

Kendimle Yüzleşme

03/06/2012 1 yorum

Herkes benim Avrupa’ya eğlenmeye gittiğimi sanıyor. Halbuki ben buraya kendime bakmaya, kendimi değerlendrimeye geldim. Pardon, ben o amaçla geldiğimi sanıyormuşum. Ben buraya bal gibi eğlenmeye, hava atmaya gelmişim. Ama bir etken beni gerçek amacıma yönlendirdi, iradem dışında üstelik.

Pazartesi akşamdan beri kendimi sorguluyorum. “Ben kimim?”, “Nasıl bir insanım?” Geceleri pek uyuyamadım. Gündüzleri sokakları arşınlarken bir sürü düşünce beynimi etti.

Kendimi Hulk’a benzetiyorum. The Avangers filmine gidenler görmüştür. Ama Ang Lee’nin çektiği film, karakteri daha derin anlatır. Bruce Banner başarılı bir bilim insanıdır. Yaptığı bir deney sonucunda mutasyona uğramıştır. Artık sinirlenince dev, yeşil bir canavara dönüşmekte ve  her şeye zarar vermektedir. Tabii bu sinirinin altında geçmişteki sorunları, kişisel problemleri yatar. Onları çözemeyen Bruce her şeye zarar verir, en çok da kendi sevdiklerine. Çünkü sevdiklerini, bilhassa sevgilisini, bu haliyle çok üzmekte, bu üzüntü de onu daha çok sinirlendirip onları daha da üzmektedir. En sonunda ücra bir yere kaçan Bruce, ömür boyu yalnız yaşamayı kabullenir.
Daha fazlasını oku…

Kategoriler:eleştiri, hayat