Arşiv

Posts Tagged ‘Ridley Scott’

Sinema Sinema

Araf [Yeşim Ustaoğlu – 2012]

Ülkemizin en sanatsal yönetmenlerinden Yeşim Ustaoğlu’nun yeni filmi Araf, adına uygun şekilde bir arafta geçiyor. Sanayileşmiş kentle kırsalın arasında kalmış bir kasaba olan Karabük’te iki gencin hayatına odaklanıyor. Bir yol kenarı dinlenme tesisinde çalışan Zehra ile Olgun’un, çocuklukla yetişkinlik arasındaki araf dönemlerini anlatıyor. Yani filmin ismi, aslında filmin her bir köşesinde kendine yer buluyor. Karabük de bir araf, evlenmek isteyen Zehra için filmdeki zaman da araf, ne yapacağına karar verememiş Olgun için dinlenme tesisi de bir araf, hatta yol üzerinde hoşlandığı bir kızla vakit geçiren Mahur için de bu kız bir araf.

Ustaoğlu, doğru tercih ve vurgulamalarla iyi hazırlanmış bir senaryoyu peliküle döküyor. Lakin filmde sizi iten bir duygu var, bir şey tam oturmamış, çözemedim nedense. Bu şey, filme girmenizi engelliyor, keyif almanızın önüne geçiyor! Yine de bu başarılı filme ve Neslihan Atagül’ün muazzam performansına kayıtsız kalmak güç.
Daha fazlasını oku…

Reklamlar

Body of Lies

Ridley Scott üzerine diyecek bir şeyim yok. Adam sonuçta işi biliyor. Bir filmi çekeceğini, kamerayı, tekniği, sesi çok iyi biliyor. O yüzden Body of Lies hakkında olan bu yazıda filmi anlatmayacağım, yorumlamayacağım. Film bir başyapıt olmasa da eli yüzü düzgün bir politik gerilim çünkü. Daha detaya inmeye inanın gerek yok. Onun yerine film boyunca aklımı kurcalayan bir konuyu size paylaşacağım.

Aslında benim zihnimi meşgul eden unsur, filmin de odağı: Yalan. Tüm filmin koskocaman bir yalandan ibaret olduğunu da söyleyebiliriz. Nasıl yani? Şöyle:

Filmin üç ana karakteri var: Bir saha ajanı, bir merkez ajanı ve Ürdün istihbarat şefi. Merkez ajanı, ülkesinin çıkarlarını gözetlemek adına saha ajanını ülkesinden kilometrelerce uzakta operasyonlara sokuyor ve onu uydulardan izliyor. Saha ajanı, ülkesi adına çalışsa da olayların içinde olduğundan ve sonuçta insan olduğundan olaylara anlık kararlar veriyor (oysa ki aldığı emir tek ve net!). Mesela kullandığı yemi kurtarmaya çalışıyor, astının ailesine yardım ediyor, bir İranlı’ya aşık oluyor, vs. Öykü içinde saha ajanının karşısına çıkan Ürdün istihbarat şefi ise kendi çöplüğünde kendi borusunun ötmesini istiyor.

Bu üç karakter de kendi hesapları adına birbirine yalan söylüyor. Uzaktan hepsinin amacı bir gözükse de yakından bakınca görüntü değişiyor. Üçü de ittifak gözükse de birbirinin kuyusunu kazarken gözlerini kıpırdatmıyorlar!

Tabii yalanın boyutu bu kadarla da sınırlı değil! Filmde yapılan tüm operasyonların ana harcı yalan! Bu yalanlar bir-iki kişiye de değil gerektiğinde çalışılan kuruma bile söylenebiliyor. Hal böyle olunca tüm film ‘yalanlar üstüne’ kuruluyor. Diğer deyişle filmin ana iskeleti yalanlardan (body of lies) oluşuyor.

İşte buradan bakınca filmin kendisinin aslında yalan olduğunu görüyoruz. Yani bir yalan izliyoruz. Hollywood, her zaman ki gibi, bizi keklemeye çalışıyor. Yerseniz!

Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Russell Crowe, Mark Strong, Golshifteh Farahani, Oscar Isaac, Ali Suliman, Alon Abutbul – Görüntü Yönetmeni: Alexander Witt – Müzik: Marc Streitenfeld – Senaryo: William Monahan (David Ignatius’un aynı adlı romanından) – Yönetmen: Ridley Scott

Kategoriler:film eleştirisi Etiketler:

American Gangster

İşte 2008 Oscarları’nın en favori filmi. Muhtemelen 5-10 adaylık elde edecek ama kaçını alır bilemem. Teknik kadro rüya takımı misali: Ridley Scott, Steven Zaillan, Russell Crowe, Danzel Washington. Konu, çok Hollywood kokuyor, tam Akademi’nin seveceği türden: Bir adamın çıkış ve iniş hikayesi. Üstelik adam gangster. Bir de onun peşinde olan dürüst polis var. Maceraya bakın.

Ocak ayında tüm Türkiye filmi konuşuyor olacak. Hollywood özentisi yazarlarımız performansları, görüntüleri ve Scott’ı yere göğe koyamayacaklar. Şimdiden ‘Empire’ filmi Heat’ten sonra çekilmiş en iyi suç filmi olduğunu iddia etti. Siz de bu senaryoyu bir yerlerden hatırlıyor musunuz? Yoksa her yıl olan geyik değil mi bu? Geçen yıl iyi çekilmiş bir yeniden çevrimden öteye gidemeyen The Departed’a da aynı geyikler yapılmıştı. Scorsese’nin bu filmle Oscar alması bile utanç vericidir. Neyse, konumuz o değil.

Uzun yıllar şoförü olarak çalıştığı mafya babasının yoğun eğitimine maruz kalan Frank Lucas, o ölünce fevkalade bir hamleyle Harlem’in yeni uyuşturucu kralı olur. Fakat kurduğu yepyeni sistem sayesinde kısa zamanda görülmeyen efsane haline gelir. Diğer yandan takip ettiği bir arabada bulduğu 1 milyon doları devlete verecek kadar dürüst ama fena halde çapkın Richie Roberts ise uyuşturucu kirliğini çözmek adına gizli bir birim kurar ve direkt işin başındakileri hedef alır. Bundan sonrasını yazmama bilmem gerek var mı?

Gerçekten güzel çekilmiş bir suç filmi. Kararlı, sert karakterler; düşüp kalkılan güzel kadınlar; bolca takip sahnesi; kokuşmuş polis teşkilatı; ekip olma duygusu; gerilim; kan; patlayan kafalar. Bir suç filmden bekleyeceğiniz her şey mevcut. Yalnız bunları fazla bariz yapıyor. “Bak, benim filmimde kan da var, şiddet de var, kadın da var. Hadi bana para ver.” Sırf Heat’e özenmek için Crowe ile Washington’un bir masada karşılıklı oturduğu, ortada kahve bile olan bir sahne bile çekilmiş. Ama ne Crowe-Washington’un karizması ve parıltısı De Niro-Pacino’nun yanına yaklaşıyor, ne de oyunculukları, role yakışmaları. Çok eğrelti duruyorlar, resmen ben filmi kurtaran adamım diye bas bas bağırıyorlar. Birbirlerini tamamlayamıyorlar.

American Gangster, sırf ödül ve ticari para için çekilmiş, geleceğe hiçbir şey bırakmayacak olan bir yapım. Film ilk izleyenler başyapıt izlediklerini sanıp (IMDB ilk 250 listesine 100. sıradan girdi ve gittikçe düşüyor, şimdiden) boyalı laflar söyleyecekler ama 2-3 yıl sonra TV’de gösterilen bir prime-time filmi olacak. Doğru ya, A Beautiful Mind’ı hatırlayanız var mı?

Oyuncular: Danzel Washington, Russell Crowe, Chiwetel Ejiofor, Josh Brolin, Lymari Nadal, Ted Levine, Roger Guenveur Smith, Cuba Gooding Jr., John Hawkes – Görüntü Yönetmeni: Haris Savides – Müzik: Marc Streitenfeld – Senaryo: Steven Zaillian (Mark Jacobson’ın ‘The Return of Superfly’ adlı makalesinden) – Yönetmen: Ridley Scott

Kategoriler:film eleştirisi, Oscar adayı Etiketler: