Başlangıç > fikir, hayat, politika, tarih > Mülteci Sorununa Dair…

Mülteci Sorununa Dair…

Adına ister mülteci, ister sığınmacı, ister göçmen deyin; doğduğu/büyüdüğü yerden ayrılarak yaşamak için yeni bir yer arayan/bulan insanlar tarihin her ânında var olduğu gibi, gelecekte de var olacaktır. Bu gerçeği kimsenin engellemesi mümkün değil. Vereceğim birkaç örnekle bu imkansızlığı bir nebze olsun anlatmaya çalışacağım.

Eşimle ilk gezimizi Kapadokya’ya yapmıştık ve orada Kaymaklı Yer Altı Mağaraları’nı da ziyaret etmiştik. Tuttuğumuz rehber bize bu mağaralarda kimlerin, nasıl yaşadığını aktarırken, en altta bulunan yedinci katta mültecilerin kaldığını ve görevlerinin üst katlarda yaşayanların tuvaletlerini temizlemek ile ayak işlerini yapmak olduğunu söylemişti.

Kaynak: Antik Yazar

Peki Anadolu’da sadece bu mağaraların sıklıkla kullanıldığı İslamiyet öncesi dönemde mi mülteci akını vardı? Bu sorunun yanıtını tarihle birazcık ilgilenenler bile bilecektir. Truva’nın neden 10 katmandan oluştuğunu*, daha bir sürü antik Anadolu kentinin farklı halkların akınlarıyla işlevsiz hâle geldiğini veya aynı kentte bazen bin yıl ya da daha fazla sene arayla yaşamış medeniyetlerin yapılarının yan yana olduğunu biliyor musunuz?

Bayramda yıllar sonra Abbas Kiarostomi’nin Altın Palmiyeli Ta’m e Guilass‘ını (Kirazın Tadı) tekrar izledim. 1997 yapımı bu şaheserde intihar etmeye karar vermiş bir adam, Tahran sokaklarında kendisini gömecek birini arar film boyunca. Kiarostomi bu eserinde, hayat hakkında sorduğu bir sürü felsefik sorunun yanında, o yılların Tahran’ının fotoğrafını da çeker. Filmin bir yerinde de Afgan bir güvenlik görevlisi ve ardından Afgan bir ilahiyatçıyla sohbete girer. İki Afgan da savaş yüzünden ülkelerinde yaşayamadıkları için İran’a geldiklerini belirtirler. Onlara göre İran’da o yıllarda 2-3 milyon Afgan göçmen vardır. Yılın 1997 olduğunun tekrar altını çizeyim.

Geçen gün Nilay Örnek’in Nasıl Olunur? adlı podcast’inde deniz biyoloğu Mert Gökalp, yıllar önce Bant Mag.’te okuduğum bir gerçeği tekrar bana hatırlattı. Son 20 yılda Doğu Afrika kıyılarında, bilhassa Kızıldeniz’in güneyinde yaşanan korsanlık olaylarını duymuşsunuzdur. Peki korsanlık yapan bu insanlar saf kötü oldukları veya korsan masallarına özendikleri için mi bir anda korsanlığa başladılar? Halbuki medeniyetlerinin üstünlüğüyle böbürlenen Batılı devletler, on yıllar boyunca Doğu Afrika kıyılarını sömürüp yaşayacak balık bırakmadığından aç kalmışlardır o insanlar. Kaybedecek bir şeyi olmayan biri de her şeyi yapar.

Doğu Afrika’da korsanlık (kaynak: Independent Türkçe)

Yıllardır açlıkla en çok cebelleşen, diğer kıtalara en fazla göç veren** Afrika’nın 19. yüzyıldan günümüze kadar nasıl sömürüldüğünü, dünyaca ünlü bir çok satan ekonomi kitabı olan Ulusların Düşüşü: Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri (Daron Acemoğlu & James A. Robinson, Çev.: Faruk Rasim Velioğlu, 62. Baskı, Doğan Kitap) açık açık anlatır. Batılı devletler istediklerini elde edebilmek için bazen yüzlerce yıllık gelenekleri bozmaktan, barış içinde yaşayan kabilelere nifak tohumu ekmekten zerre çekinmemişlerdir. Ama ortada yaşanacak toprak veya yiyecek bir şey kalmadığında göç etmek isteyen insanlara kolayca “Gelmeyin! Vatanınızda kalın!”denilebiliyor. Bence bu; büyük bir çifte standarttır, ikiyüzlülüktür, saf kötülüktür.

Diğer taraftan da yıllara, hatta yüzyıllara yayılan bir süreçte kendi düzenini kurmuş ülkeler var. Bu ülkelerin gündelik, ekonomik ve kültürel dinamikleriyle hiçbir şekilde uyuşmayan sığınmacı/mültecilerin yaratacağı karmaşa da inkâr edilemez bir gerçek. Nitekim 2023 seçimleri yaklaşırken Türkiye, bu ciddi sorunla daha da açık bir şekilde yüzleşiyor. Yunanistan, İtalya, İspanya başta olmak üzere dünya çapında çoğu ülke; topraklarına yasal veya yasa dışı yollarla girmeye çalışanların oluşturduğu bu büyük mülteci sorunuyla -kendi çaplarında- başa çıkmaya ve sorunu sıkı kararlarla yönetmeye çalışıyor. Fakat Türkiye, hemen hemen her ciddi konuda olduğu gibi bunda da uzun vadeli düşünmediğinden ve hiçbir planlama yapmadığından sorunu, yaklaşık 8 milyon insanı ülkeye aldıktan yıllar sonra tartışmaya başlıyor. Tartışmanın önem kazanmasının bir nedeni 2023 seçimleriyken, başka bir önemli nedeni de uzun yıllar sonra kronikleşen enflasyon sorunu. Ülke, şu an kendi kendine yetemiyorken insan, doğal olarak bizimle pek bir kültürel bağı bulunmayan kitleleri neden misafir ettiğimizi ve hatta bazılarını ülke nüfusuna kattığımızı sorguluyor. En demokratik, hümanist insanın bile bu sorgulamayı yapması kaçınılmaz.

Kaynak: Yetkin Report

Ortada büyük bir çıkmaz var yani. Ayrıca daha küresel ısınmanın etkilerini yeni yaşamaya başladık. Bilim insanlarının 20-30 yıl önce yazdıkları ve dillendirdikleri uyarılar çıkmaya başladı***. Bu süreçte küresel ısınmayı bırakın durdurmayı, daha da harlamak için her şeyi yapıyoruz. Bu gidişle yıldan yıla kuraklıklar artacak, su sorunu büyüyecek ve 2019 sonundaki çekirge istilası gibi öngöremediğimiz nice yeni ve değişik sorunla karşılaşacağız. Tüm bunların yeni mülteci/göç akınları yaratması ise kaçınılmaz.

Demek istediğim şu: Bir mucize olsa ve Türkiye, Suriye’den gelen çoğu insanı vatanlarına geri gönderebilse bile bu mülteci sorununun uzun vâdede bitmesi mümkün görünmüyor bana göre. Çünkü kanaatimce durum, Türkiye’nin politik basiretsizliğini aşacak. Umarım yanılırım ama Kavimler Göçü’nün**** daha küresel çapta olanını maalesef yaşayabiliriz.

Aslında bu durum, önümüzdeki  onyıllarda yaşayacağımız büyük kaosun sebeplerinden biri olmasının yanında çözümü de olabilir. Çünkü kapitalist sistem 21. yüzyılla beraber tıkanmaya başladı. Mevcutta devam eden Suriye ve Ukrayna savaşları artık sadece küresel politikaları değil, küresel ekonomiyi de alenen etkilemeye başladı. Bu kadar büyük bir çıkmazdan çıkışın yolu, kartların sıfırdan dağıtılması olabilir. Bunun tarihteki tek örneği Kavimler Göçü de değil! Zaman akmaya devam ederken, bizler de tarihin bir parçası olacağız elbet.

*: Her katman, kilden yapılan evlerin/binaların çökmesiyle oluşuyor. Yani Truva yüzlerce yıl içinde 10 kere yeniden inşa edilmiş, bu yüzden dümdüz ovada yapay bir tepede yer alır. Neolitik Çağ’da var olmuş çoğu kentte benzer katmanlar bulunur. Arkeologlar bu kentlerin yeni insanlar tarafından imar edildiğini eşyalardan çıkarım yaparak anlıyorlar. Mesela yeni bir katmanda eşyaların, bir öncekine göre daha eski teknolojiye sahip olması rastlanan bir olgu. Bu durum, tarihte medeniyetin her zaman ileriye gitmediğine dair çok yerinde bir örnek.

**: Kalbi dayanabilenler Hasan Söylemez’in Tenere (2019) adlı belgeselini izleyebilir.

***: 2019 sonu-2020 başında yaşanan Avustralya yangınlarını, bilim insanlarını 2008’de öngörmüşler.

****: Asya’da yaşayan halkların, MS 3. yüzyıldan itibaren siyasi ve iklimsel sebeplerle Avrupa’ya doğru göç etmesi; Anadolu ve Avrupa’da büyük karmaşa yaratmış, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkımına sebep olmuş ve bugünkü Avrupa halklarını oluşumuna katkı sağlamıştı.

  1. Basri YILMAZ
    08/05/2022, 14:17

    Artun, ilk kez yazı okuyorum. Burada birikimini vurlamam gereksiz ama gurur duyduğumu bilmeni isterim. Basarilarin sürekli llsun
    Seni sevgi ile öpüyorum.

  2. Ece
    09/05/2022, 08:12

    Yine güzel bir yazı, tebrikler 🙂

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: