Başlangıç > fikir, politika, yorum > Gezi Parkı Olayları: Öncesi ve Sonrası

Gezi Parkı Olayları: Öncesi ve Sonrası

Ülke tarihi sayılı zamanlarından birini yaşıyor. Son 5-6 günde yaşananlar gerçekten kimsenin tahmin edebileceği gibi değildi. Hala daha kimse işin sonucunda ne olabileceğini çıkartamıyor. Ama ciddi ve güzel gelişmeler yaşandığı kesin. Diğer yandan oldukça insanlık dışı durumlar da vuku buluyor. Tüm bunların ekseninde gaza gelmiş/sokulmuş halk, meydanlara çıkarak sesini duyurmaya çalışıyor.

Herkesin hem fikir olduğu durum şu ki ‘Gezi Parkı’nın yıkılması’ önemli bir sembole dönüşerek AKP hükümetinin son 10 yılda yaptığı tüm negatif icraatların sesi oldu. Tabii bu ‘negatif’lik oldukça subjektif de olabilir lakin genel olarak demokrasi karşıtı icraatlar desek sanırım çoğunluk için uygun olur. AKP, tipik bir sağ partisi olarak 10 yılda parti programına uygun bir sürü icraat yaptı ve sağcılığın (burada ‘sağ’ı ‘kapitalizm’ yerine kullanıyorum) getirisi olarak da bir kısmı (niceliği kişiden kişiye değişir) demokrasi karşıtıydı. Bu da gayet normaldi çünkü sağın/kapitalizmin özünde demokrasi yoktur, sermaye sahibine (biraz da eşek gibi çalışana)  daha çok sermaye getirmeye yöneliktir.

gezi_parki

Kapitalizm de bilindiği üzere, 10 yıllık bir akım değil. Kökeni çok eskilere dayansa da diğer politik akımlar gibi Sanayi Devrimi çıkışlı. Bu yüzden de kapitalizmin ne olduğunu anlamak için Fransız İhtilali ve sonrasındaki tarihi gelişmeleri okumak/bilmek/özümsemek önem arz ediyor. Şu gaz ortamında saçmalıyor gibi görünsem de oldukça ciddiyim. Bizim halkımız, ‘tarih’i pek sevmez, mesela çoğunluk Avrupa’ya demokrasinin Fransız İhtilali ile geldiğini düşünür. Halbuki İhtilal’in arkasından Napolyon kralı kovarak kendi diktatörlüğünü kurar. Avrupa’nın ‘demokrasinin ne olduğunu’ özümsemesi için üç önemli olay atlatması gerekti: Viyana Kongresi (1815), 1830 Ayaklanmaları, 1848 Ayaklanmaları. Tabii bunlar olunca da olay bitmedi ama belli bir aydınlanma yaşandı. Sokaktaki halk artık elindeki gücü anlamaya başladı, yöneten de halkı idare etmenin o kadar kolay olmadığını anladı. Bu bir cümlelik aydınlanma için Avrupa 60 yıl çalkalandı. 1815’te önce Fransa harici ülkeler Fransızları zapturapt altına alarak İhtilal öncesine dönmeye çalıştı. 15 yıl sonra başka bir ayaklanmada bir daha halkı insanlık dışı yöntemlerle otoriteyi sağladılar. 1848’de ise işler yine patladı.

Kısacası zaman içinde yönetim, halka bazı haklar vererek (bunlar giderek arttı, fikir özgürlüğü, kadınlara oy hakkı gibi) bazı doğal subaplar oluşturuldu. Belki yine kapitalizmle yönetildiler (bkz. ABD, adamlarda sol parti yok!) ama bu doğal subaplar sayesinde halkın biraz olsun nefes alması sağlandı. Tabii yeri geldiğinde bu subaplar da yetersiz kalabiliyor lakin bir şekilde düzen sağlanıyor, bakarsınız ileride farklı bir düzene evriliriz (temennimdir).

gezi_parki_2

Son iki paragrafı sizi sıkmak adına yazmadım. Yazdım çünkü biz de benzer aşamalardan geçiyoruz. Bizim Sanayi Devrimi’miz her ne kadar Cumhuriyet olsa da esas olarak Özal ile başlar. İşte bizdeki süreç ne yazık ki o zaman başlayabildi. Önce halk, kapitalizmin getirisi serbest piyasanın sonucu olarak yüksek enflasyonlar ve ekonomik krizlerden bıkarak elindeki oy hakkını kullandı ve AKP’yi başa getirdi (Önce Ecevit vardı ama o, istemeden daha da sıvadı). AKP, bir sağ parti olmasının ve öncesindeki Kemal Derviş politikaları sayesinde ekonomoyi düzene soktu (tabii sözde ama olsun). Ama daha demokrasimiz emekleyemediği için kendisini tek hükümdar zanneden AKP hükümeti, kendi bildiğini okumaya kalktı. Buna tepki Cumhuriyet Mitingleri ile geldi. Mitinglerde bazı öğeler yanlış da olsa bu bir tepkiydi. Peki sonrasında ne oldu? Mitinglerin düzenlenme sebebi olan ‘Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmemesi’ bir güzel hiç edildi, Gül 5 yıldır köşkte. Ardından Ergenekon, Emek Sineması, vd. olaylar vuku buldu. Sonuç: İnsanların içinde AKP’ye karşı nefret birikti!

Sadece politika konusunda değil her konuda söylediğim gibi, insan nefretini içine atarsa daha kötü kusar. Bunu AKP daha iyi bileceği yerde (çünkü hakkını verelim, yaklaşık 80 yıl muhafazakar kesim ‘bir şekilde’ baskı altındaydı), ‘Altta kalanın canı çıksın’ mantığıyla daha kötü bir baskıcı hükümet kurdu. Üstelik o altta kalanlar da az buçuk eğitimli olduğu için bir 80 yıl beklenemezdi. Sonucu pencereleri açarak baktığınızda ve yaşadığınız kentin ana meydanına inerek görebilirsiniz.

gezi_parki_3

“Şimdi ne olacak?” sorusu herkesin, üstelik iki tarafın da dilinde. Bu protestolar bir şekilde (ne zaman, nasıl kimse bilemez) dinecek ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu herkes bir an önce anlamalı. Bence oldukça olumlu adımlar gelecek ama bunun negatif sonuçlarını da göreceğiz. Hazırlıklı olarak, sakin olarak önümüzdeki günleri beklemeliyiz. Şiddete mahal vermeden, başka nefretlere sebebiyet oluşturmadan içimizdeki tüm nefreti akıtmalıyız. Böylece sakinleşerek durumu analiz edip bu ülkeyi daha ileriye götürebiliriz. Hepimizin ortak amacı bu değil mi? TÜRKİYE’Yİ YAŞANILABİLİR, DAHA GÜZEL BİR ÜLKE HALİNE GETİRMEK! DOĞASIYLA, KÜLTÜRÜYLE VE İNSANIYLA.

Son sözü Pink Floyd söylesin: “Hey you! Don’t tell me there’s no hope at all/Together we stand, divided we fall.”

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: