Başlangıç > gezi yazısı, mekan, yemek > Her Devrin Şehri, Adana – Bölüm 2

Her Devrin Şehri, Adana – Bölüm 2

Adana’daki 2. günümüze kapıdaki tıkırtıyla uyandık. Öğretmenevi’nde kalmanın kötü tarafı, belli bir saatte çıkma zorunluğunuz. Böylece Engin ile hemen giyinip dışarı attık kendimizi. Hava oldukça güzeldi ama bir önceki günden daha serindi.

Öğretmenevi’nin tam arkasında 5 Ocak Stadı var ve sabah olmasına rağmen çevre kalabalık. Belli ki Adana Demirspor’un maçı var. Takım 2. ligde belki ama taraftarın hiç yalnız bırakmadığı aşikar takımını.

Vali Konağı’nın yanında keyifli bir kahvaltı yaptık Engin ile. Sonra müzeleri bitirmeye karar verdik ve Adana Etnografya Müzesi’ne doğru yollandık. Müzeyi bulduğumuzda kapıda bir sürpriz bizi bekliyordu: Türkiye’nin en eski müzelerinden biri olan bu müze, tamamen kapanmıştı! Tadilat filan da değildi, bina yerindeydi ama kapanmıştı. Bekçi, bahçeye bir göz atabileceğimizi söyledi. Gelişigüzel lahitlerin yanyana serpiştirilidiği bahçeyi geçerek müzeden çıktık.

Ardından geçen yılki Adana Altın Koza Film Festivali sırasında açılan Adana Sinema Müzesi’ni gezdik. Taşköprü’nün yakınlarında yer alan bu iki katlı şirin bina, beklediğimizden iyi çıktı. Adana’da doğmuş ve yetişmiş sinemacıların fotoğraf ve film afişleriyle dolu müzede, Yılmaz Güney bariz bir şekilde öne çıkıyor. Cansız mankenleri, özel mektupları, fotoğraf ve afişleriyle müzenin yarısı ona adanmış. Ama en beğendiğimiz oda, kütüphaneydi. Burada oturup saatler geçirebilirsiniz. Alın kütüphaneden bir kitap, saatlerce okuyun masada. Şu anda çok geniş bir veritabanı olduğunu söyleyemesem de (dergi bölümü çok zayıf, benim arşivim bile daha geniş), herkesin ilgisini çekecek onlarca kitap çıkar.

Ardından yemek vakti geldi deyip, çarşı içinde Şeyhmus Kebapçısı’na oturduk. Birer Adana dürüm yedik. Ortaya tabii mezeler ve ayran geldi. Tıka basa doyduk. 10-12 TL ödedik adam başı ve çok lezizdi. Ama Engin doymamış olacak ki “Ben bir de ciğer yemeliyim.” dedi. Yolda ismini unuttuğum bir kebapçıya girip bir porsiyon da ciğer söyledi. Onu izlemek bile doyduğumu hissettiriyordu bana. Ama ciğerin tadına baktım, gayet hoştu.

Ardından yürüyerek Ziya Paşa Bulvarı’na doğru harekete geçtik. Yol üstündeki geniş bir parkta oturduk, etrafı gözlemledik. Hava gayet sıcaktı, insanlar çocuklarını ve evcil hayvanlarını almış parka gelmişlerdi. İstanbul’daki soğuk kış günlerinden sonra (yazıyı mayısta yazsam da, Adana gezim mart başındaydı) bana ilaç gibi gelen görüntülerdi. Ardından da ilerdeki Starbucks’a oturup kitap okuduk 2-3 saat. Şimdi siz gezmeye gittiğimiz bir kentte neden böyle bir eylemde bulunduğumuzu sorabilirsiniz. Açıkçası merkezde gezecek yer kalmamıştı, banliyölere çıkmamız gerekiyordu. Bu da hem zaman hem de daha fazla efor demekti çünkü ikimiz de yorgunduk. Miskin miskin kitap okumak istedik.

Bu faslın ardından da yavaştan yine şehir merkezine yürüdük. Kazancılar Çarşısı’nı bulduk. Ne alaka derseniz, burası akşamları lokanta oluyor. Gayet geniş bir sokağı kapatıp masaları yaymışlar. Duvarlarda aklınıza gelebilecek her ünlünün resmi var. Gayet leziz bir kebap daha yedik. Burasının içkili olduğunu belirtmem lazım ama biz almadık. Fiyat da normal gelmişti.

Sonra da havaalanına döndük minibüsle. Ama havaalanı ağzına kadar doluydu. Göztepe futbol takımı, Fenerbahçe ve Galatasaray bayan basket takımları vardı alanda. Zaten normal trafik de vardı. 20 dakikada bir İstanbul uçağı kalkıyordu. Çok boğucu bir 2 saatten sonra Adana’dan havalandık.

Her şeyi toparlarsak, Adana hep merak ettiğim ve görmeye can attığım bir şehirdi. Ama ocak başında yaptığım Antakya gezisinden sonra beklenen tadı alamadım. Hem gezme hem de yemek anlamında Antakya’yla boy ölçüşemez. Görülmesi gerek ama. Sonuçta Türkiye’nin en büyük kentlerinden biri. Gerek fiziki gerekse ekonomik olarak çok önemli topraklar üzerinde kurulmuş ve bunu gösteriyor. Bundan 2000 yıl önce de önemliymiş, şimdi de önemli, gelecekte de önemini kaybetmeyecek. Hatta potansiyelini iyi kullanırsa daha da önemli bir kent olabilir. Bu açılardan mutlaka görülüp irdelenmesi gereken bir yer. Kendi ülkemizi daha yakından tanımak isteyenlerin mutlaka uğraması gerekiyor.

NOT: 3 hafta sonra 3 ülkeyi kapsayacak bir Avrupa gezisine çıkıyorum. Blog açısından elbet verimli olacaktır. Takibe devam edin.

Reklamlar
Kategoriler:gezi yazısı, mekan, yemek Etiketler:
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: