Arşiv

Posts Tagged ‘Mardin’

Otantik Bir Kaçış: Mardin – 2

23/04/2015 3 yorum

(Önceki yazı için tıklayın)

Pazar sabahı 7’de kalktığımızda, uykumuz olmasına rağmen gayet dinçtik. Önceki günün yorgunluğundan ve gece içilen o kadar şaraptan eser yoktu. Mardin’in havasından mıdır, suyundan mıdır yoksa şarabından mıdır bilemeyeceğim. Otelde fena olmayan bir açık büfe kahvaltı yaptıktan sonra otelin önünden minibüsümüze binip yola koyulduk.

İlk hedefimiz Hasankeyf’ti. Haritadan daha önce bakmadığımdan yol bana çok uzun geldi. İyi de oldu, biraz yolun keyfini çıkardım. Ağacı zor gördüğünüz uçsuz bucaksız düzlükler, tepelerden geçtik. Yol kenarında yürürken gördüğümüz silahlı bir koruma hariç garip bir görüntüyle de karşılaşmadık. İnsan bu topraklarda yol alırken binlerce yıldır kimlerin neler yaşayıp buraları aşındırdığını merak ediyor. İşte böyle senaryolar beynimde küçük fırtınalar oluşturken, bir yandan da Ceylan Ertem’in (o tarihte daha bir haftalıktı) yeni albümünün enfes tınıları bu fırtınalara arka ses (background) oluştururken Güneydoğu’nun bu ünlü ilçesine vardık.

hasankeyfHasankeyf’ten bir kare

hasankeyf-3Başka bir kare

Servisten inerken şoförümüz bize yerlilerden bir rehber ayarladı. Zaten bu rehberler meydanda gelecek turistleri bekliyor, her an gelebilecek turistlerin üzerine atlamaya hazır olarak. Bu rehberle çarşı içinden geçerek kanyona ve mağaralara yöneldik. Hasankeyf adı, çoğumuz için tanıdık bir isim. Sular altında kalacak olmasıyla yaklaşık 15 yıldır gündemde olan ilçe, hâlâ bu tehlikeyle karşı karşıya. Devlet de ne yapacağına karar verememiş anlaşılan. Çünkü olası barajın yapılmasıyla su altında kalacak tarihi bir köprüyü restore etmeye başlamış. Ülkemize ait çelişkiler demetinden küçücük bir örnek. Daha fazlasını oku…

Reklamlar

Otantik Bir Kaçış: Mardin – 1

23/03/2015 1 yorum

Bu gezi 22-23 Kasım 2014’te gerçekleşse de notlarımı ancak yazıya aktarabiliyorum. Bahaneler sınırsız ama geç olsun, güç olmasın. Umarım kısa sürede yazıyı bitiririm, daha da önemlisi benim o 2 günden aldığım keyifin birazını bu yazıya da aktarabilirim. Bir Eylül günüydü, şirkette Deniz ile konuşurken konu “Nereye gitsek?”e geldi ve Mardin’de karar kıldık. O akşam gezi grubuna ilk öneriyi attım ve daha 1 gün geçmeden 16 kişiye ulaştık! Hemen uçak, otel ve hatta servis rezervasyonları yapıldı. Urfa’ya 10 kişi gitmiştik ve 2 arabaya zor sığmıştık. Bu yüzden servis ayarlamak hem maddi hem de konfor yönünden daha mantıklı geldi. Biz bu planları kabaca hazırladığımızda daha geziye 3 ay vardı. 🙂

Gel zaman, git zaman, IŞİD sağ olsun, Güneydoğu bölgemiz yine karışmaya başladı. Sadece anne-babalar değil, biz bile şüpheye düşmeye başladık. “Bir şey olur mu acaba? Yerli olmadığımız gün gibi belli olacak, dikkat çekmez miyiz?” Velhasıl, kısa bir bocalamadan sonra geziye gitmeye karar verdik ama içimizden cayanlar oldu, birkaç da yeni kişi katıldı.

Böylece 13 kişi, 22 Kasım Cumartesi sabahı, saat 7 olmadan Sabiha Gökçen’de buluştuk. Uçağa binmemle tanıdık yüzler görmem bir oldu. İlk önce uykudan hayal gördüğümü zannettim ama onlar da bana selam verince gerçek olduğu açığa çıktı. İTÜ Makine’deki güzide kulübüm EPGİK’ten 4-5 kişi ve arkadaşları uçakta 2-3 sırayı kapatmışlardı. Mardin’de konuşmak üzere selamlaşıp arkaya ilerledim. Biraz uyku, biraz kitap derken 2 saat sonra Mardin Havaalanı’na indik.

mardinMardin içi

Artık aşina olduğum üzere, diğer Anadolu kentlerinin başka bir kopyası olan havaalanına ayak  bastığımızda hava gayet iyiydi. Havaalanı mimarisi hakkındaki yakınmalarımı önceki gezi yazılarımdan okuyabilirsiniz. 🙂 Yerde grubu toplarken ben EPGİK’li arkadaşlarla konuştum. Harıl harıl Anadolu’yu gezdiğimi bildiklerinden rotamızı sordular. Bu sefer şahsi takılmayacağımızı söyledikten sonra ayrıldık, nasılsa 2 gün içinde bolca karşılaşacaktık. Havaalanı çıkış kapısında şoförümüz Ömer bizi karşıladı. 16 kişilik Mercedes Splinter’e 13 kişi bir güzel yayılarak yolculuğa başladık. Önce ayaküstü kahvaltı etmek için Mardin içinde bir yerde durduk. Bir kahveye girip isteyenlere tost yaptırdık. Bir simitçi çocuk da elindekilerinin hepsini bize satarak günü sabahtan kapadı 🙂 Güneye doğru yol alırken biraz tırsmadım değil. Annemin haftada bir “Napıcan Mardin’de oğlum?” sezlenişlerine verdiğim tek vaat, Nusaybin’e asla gitmeyeceğimizin sözüydü ve şimdi Nusaybin yolundaydık.

dora-2Dara Antik Kenti’nden bir görünüm Daha fazlasını oku…