Başlangıç > fikir, politika, tarih > Salgın Günlükleri – 5

Salgın Günlükleri – 5

Sadece son üç hafta içerisinde aşağıdaki olaylar yaşandı:

Kaynak: bbc.com
  • Doğduğum şehir olan, akraba ve arkadaşlarımın hatırı sayılı bir kısmının yaşadığı İzmir’de 5.6 ila 7.0 arası bir deprem oldu. Bir sürü insan öldü, daha çoğu fiziksel yaralandı, çok daha fazlası ise psikolojik travma yaşandı. Ayrıca bir sürü apartman yıkıldı, çok daha fazlası oturulamaz hâle geldi.
  • Pandeminin etkisi daha da hissedilmeye başladı. Sağlık çalışanlarının izinleri ve istifa hakları süresiz kaldırıldı. Hastalığa yakalanmalar ve hatta ölümler daha da fazlalaşmaya başlarken, çoğu kişi ilk defa yakınlarından kötü haberler aldı. Bazı yeni kısıtlamalar gelirken, bazıları da sıkılaştırıldı.
  • Demokrasinin beşiği denilen ABD’de seçim oldu. Joe Biden beş günlük oy sayımının ardından başkanlığını ilan etti. Böylece ilk defa kadın ve Hint asıllı bir ABD vatandaşı başkan yardımcısı seçildi. Trump yenildiğini kabul etmedi, itirazlarını devam ettiriyor. Tüm bu süreç de 21. yüzyılda demokrasinin nereye gittiği konusunda, bilhassa politik felsefe ve buna etki edenler üzerine düşünenleri daha da telaşlandırdı.
  • Türkiye ekonomisinin kötü gidişine kayıtsız kalamayan Cumhurbaşkanı, TC Merkez Bankası Başkanı’nı normal süresinin yarısı dolmadan değiştirdi. Hemen ardından Cumhurbaşkanı’nın damadı olan Hazine ve Maliye Bakanı, bir sosyal medya platformu üzerinden istifa etti. Bu istifayı hiçbir ana akım medya haber yapamadı.
  • Cumhurbaşkanı’nın ekonomiyi düzeltmek için bağımsız adalet sistemi gibi yapısal reformlar yapılacağı duyurusunun haftasında, bir genci öldürürken fotoğrafı olan bir polis aynı cinayetten delil yetersizliği sebebiyle beraat etti. Aynı zamanda fotoğrafı çeken muhabirin 20 yıl hapis istemiyle yargılandığı öğrenildi.
  • Tüm bu ciddi konular sorgulanmadan, tartışılmadan, üzerine kafa yorulmadan kenarda dururken; yurdum insanı Berkun Oya’nın Netflix’te yayınlanan yeni mini-dizisi Bir Başkadır yüzünden birbirine girdi. Sevenlerle sevmeyenler arasında hakaret boyutuna varan sürtüşmeler oldu.

Tüm bu maddelere beraber baktığımda -bazılarının olduğu gibi- benim de aklıma şu soru geliyor: “Pandemi mi her şeyi bu kadar zıvanadan çıkardı?” Öyle ya, çoğu kişi için pandemiye suç atmak en basit çözüm nicedir.

Lakin oturup azıcık düşününce bile yukarıdaki hiçbir maddenin sorumlusunun -dolaylı olarak bile- pandemi olmadığı çok aşikâr. Hatta yakın zamanda artan vaka sayılarının da sorumlusu insanlığın umursamazlığı, gamsızlığı, bencilliği.

Pandemi nice şey için sadece bir katalizör görevi gördü. Bunun iki görünür örneği var:

İlki ‘filmlerin gelecekte nerede izleneceği?’ sorusu. Konuya yakın olanların son birkaç yıldır hararetle tartıştığı bir soru. Lakin pandemi öncesi sadece sektörden insanların ve sektörü takip edenlerin ilgilendiği bir konuyken, şimdi olay büyüdü. Çünkü pandemi, aslında çoğu kişinin gerçeği görse de inkâr etmek daha kolay geldiğinden veya cevap onu da mutsuz ettiğinden (ben ikinci ekiptenim) yanıtlamadığını ifşa etti.

kaynak: pazarlamasyon.com

İkincisi de dünya ekonomisinin geleceği. Yüzyıllardır insanlığın özene bezene kurduğu uygarlığın ana yakıtı olan finansal sistem, gözle görülemeyen bir virüs tarafından nasıl sarsılabildi ki? Açıkçası bu gidişatın suçunu pandemiye atmak çok daha kolay. İşletmeler kapandı, tedarik zincirleri bozuldu, başta eğlence olmak üzere hizmet sektörü çöktü. Karantina(lar) olmasaydı hepsi bir şekilde devam etmeyecek miydi?

Ben son soruyu bir adım ileri götürmek istiyorum: Karantina olmasaydı bu finansal düzen hep böyle devam edecek miydi? Bir yerde sona erecekse, ne zaman? Bunlara “Bu finansal sistem insanlığa ne kadar yararlı?” gibi başka sorular da eklenebilir ama ana sorular bile haddimi aşacak cinsten. Yaklaşık bir yıldır (yani pandemi öncesinden beri) bu sorular hakkında kafa yoruyorum ve araştırıyorum.

Tüm büyük sorularda olduğu gibi, buna da net ve tek bir cevap vermek çok zor. Ama genelde çoğu araştırmacı, 2008 krizinden sonra finansal sistemin yara(lar) almaya başladığını ve son 12 yılda bunu toparlamak adına çeşitli adımlar atılsa da çıkan yeni açmazlarla sorunun büyüdüğünü söylüyor. Üstelik bazısı başlangıcı 1972 petrol krizinden başlatırken, kimisi 1929 ekonomik buhranına kadar götürüyor.

Şu sıralar Mahfi Eğilmez’in Ekonominin Temelleri: Kavramlar ve Kuramlar (3. Baskı, Remzi Kitabevi, 2019) kitabını okuyorum. Eğilmez, kitapta madde madde ekonomiyi açıklıyor ve 42. sayfada “İktisatçıların tahminleri niçin tutmaz?” diye soruyor. Yanıtı aslında basit, tahmin yapılırken öngörülen varsayımlar yüzünden. Eğer varsayımınızı gerçek dışı faktörlere ve/veya keyfi değerlere göre yaparsanız ve sektörü de bunların üzerine kurarsanız ne olur?

Kapitalizmin temel teorisyenlerinden olan Adam Smith’e -ve ona dayanan klasik ekonomi teorisine- göre devlet(ler) piyasaya hiçbir şekilde müdahale etmemelidir, piyasa zaman içinde ‘görünmez bir el’ tarafından dengeye oturacaktır ve bu sayede tüm insanlık refaha kavuşacaktır. Smith’in bu düşüncesindeki temel varsayım ise piyasayı kullanan insanların rasyonel davranacağıdır.

Buradaki ‘rasyonel’den kasıt insanlığın gerçekçi, sağduyulu, mantıklı, sadece kendisini değil insanlığı düşünmesidir. En azından ben böyle algılıyorum çünkü ‘insanlığın refaha kavuşması’ öngürüsü bana böyle düşündürttüyor. Peki bu düşünce yaklaşık 250 yıl önce ortaya atıldığından* beri insanlık gerçekten ‘rasyonel’ mi davranmıştır?

Bu sorunun yanıtını en berrak şekilde 1929 ekonomik buhranı vermiştir. Buhranın hemen öncesinde insanlar faizle borçlanıp aldığı kredileri borsaya yatırıyordu. Diğer deyişle faiz kazanmak için faiz ödeniyordu ve bunun yapanların çoğu maaşlarıyla ancak geçinebilen insanlardı. Bu ‘irrasyonel’ mantık tüm dünyanın 30’lar boyunca sefalet çekmesine neden olmuştur ki 2. Dünya Savaşı’nın ana nedenlerinden biri de bu krizdir.

Aradan yaklaşık 90 yıl geçmesine rağmen, finansal sistemin ana mantığı pek değişmedi. Devlet müdahalesinin gerekliliği 2. Dünya Savaşı sonrası kabul edilse de piyasa her zaman bu müdahaleyi bir şekilde azaltmanın yollarını aradı ve çoğu zaman da buldu. Tabii diğer taraftan devlet müdahalesinin de ne kadar ‘rasyonel’ olduğu durumu var ki son 10 yıldır ülkemizde de bunu deneyimliyoruz.

Peki yazının başında sıraladığım maddeler size ‘rasyonel’ geliyor mu? Belki de Ortaçgil’in ünlü Normal şarkısında sorduğu gibi “Nedir bu rasyonalite?” sormak gerekiyor.

*:Bu yazıyı Adam Smith’in bu ünlü varsayımı nasıl yaptığını sorgulayarak bitirmeyi düşünüyordum. Öyle ya, Smith -en hafif suçlamayla- bunu bir bahane olarak uydurmuş da olabilirdi. Lakin yazarken biraz olsun araştırmayı akıl ettim ve bu hatalı değerlendirmemin, onun sanki 20. yüzyılda yaşadığını düşünmemden kaynaklandığını anladım. Oysaki Adam Smith 18. yüzyılda, sanayi devriminin hemen öncesinde, demokrasinin elit sınıfın elinde olduğu ve dünyanın Avrupa merkezli olduğu bir dönemde yaşamış bir felsefe hocasıydı. Buna rağmen bazı düşüncelerinin bugüne nasıl uyduğunu görünce şaşırdım. Olayları ve kişileri yaşa(n)dığı döneme göre değerlendirmenin önemini bir kez daha görmüş oldum.

Kategoriler:fikir, politika, tarih
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: