Başlangıç > gezi yazısı, mekan, tarih, yemek > Gaziantep İzlenimleri – I

Gaziantep İzlenimleri – I

Anadolu’yu gezme maceram Güneydoğu’nun batıya açılan kapısı Gaziantep’le devam ediyor. Gayet soğuk bir haftanın İstanbul’da daha ılıman bir havaya meylettiği 11 Ocak Cuma akşamı Antep uçağına bindik. Gayet hızlı yağan yağmur uçağı pek etkilemedi şansımıza. Yaklaşık 1.5 saat sonra ise karlı bir havada Gaziantep Havaalanı’na indik. Hava gayet soğuktu, hatta uçaktan çıkarken hostesler “Merdivenler buzlu olabilir, dikkatli olun!” uyarısı yaptı.

Diğer Anadolu havaalanlarından alışkın oluğum üzere, gayet kompakt bir havaalanına girdik. Uçaktan inip Havaş’a binmemiz 4 dakikayı bulmamıştır. Tabii haftasonu gezileri için bavul kullanmamam bagaj bekleme süremi sıfırlıyor. Kompakt ve aktif geziler için büyük bir sırt çantasıyla yetinmenin, zaman dahil sürüyle avantajı oluyor. Tavsiye ederim!  😀

9 TL tutan Gaziantep merkeze uzanan Havaş yolculuğu, gece ve kar yağışlı olması sebebiyle sakin geçiyor. Ozan’la sohbet ederken bir yandan da çevreye göz atıyorum. Yerlerde oluşan 2-3 cm’lik kar tabakası altında Gaziantep, ilk bakışta karasal iklimin tüm özelliklerini taşıyan bir kent havası veriyor. 40 dakika içinde şoförün “Öğretmenler Evi!” uyarısıyla indiğimizde birkaç dakika salak salak etrafa bakıyoruz. Hemen bir taksi şoförü atlıyor: “Abi nereyi arıyorsunuz?” Cevabı alınca “Abi arkanızda!” deyip kafasını çeviriyor. Gerçekten de biraz ötedeki binadaki kocaman “ÖĞRETMEN EVİ” yazısı bizi biraz mahçup ediyor. Yeni yağmış ve devam etmekte olan karın etkisiyle gayet kayganlaşan merdiveni oldukça yavaş inip buradaki istirahathanemize  giriyoruz. Hemencecik odamıza çantaları atıp geri çıkıyoruz. Resepsiyondaki görevlinin tavsiyesiyle Bayazhan tarafına yürüyoruz.

Kar, sadece merdivenleri değil her yeri kayganlaştırmış. Ekstra dikkatli adımlarla yol alıyoruz. Gecenin 11’inde nerdeyse tüm baklavacılar açık! 10 dakika olmadn kentin ünlü mekanı (sonra detaylı anlatacağım) Bayazhan’a giriyoruz. Tabii mutfak kapanmış olduğundan aynen geri çıkıyoruz. Tam karşısında yer alan adını unuttuğum bir lokantaya giriyoruz. Sahnedeki piyanist-şantör mekanın kalitesi hakkında pek iyi izlenim vermese de oturuyoruz. Müzik gerçekten sinir bozucu olsa da yemekleri iyi çıkıyor. Ne de olsa Antep’teyiz, en kötü yeri bile iyidir sanırım. 😀 Birer mercimek çorbasından sonra ben Beyti Sarma, Ozan da Altı Ezmeli Kebap alıyor. İkisi de başarılı! Toplam 46 TL tutuyor hesap, normal denilebilir. Çıkıp hemen sıcacık yataklara dönüyoruz.

Sabah 10 olmadan uyanıp odadan çıkıyoruz. Önce bir Turizm Ofisi’ne uğrayıp harita almak ve fikir edinmek istiyoruz. Tipik bir Türk geleneği olarak kapalı kapıyla karşılaşıyoruz. Ozan’daki eski haritayla idare edeceğiz artık! İlk hedefimiz Beyran çorbası yemek için Metanet Lokantası! Yolda birkaç kişiye de sorarak kolaylıkla buluyoruz mekanı. Bildiğiniz esnaf lokantasından farkı olmayan bu mekanın, ünlü olduğu yine de belli oluyor. Dışarıdaki soğuk havadan sonra içerideki sıcak havada hızla buğulaşan gözlüklerim sebebiyle biraz zaman alıyor alışmam. Garson geldiğinde size iki seçenek sunuyor: “Beyran mı, paça mı?” Bu arada bu özel çorbanın sadece öğlen 2’ye kadar servis edildiğini ve Türkiye’de en iyi Metanet Lokantası’nda yapıldığını notlarımdan belirtmeliyim.

2013-01-12 09.59.16

Biraz sonra bir bakır tas içinde, içinde bol acı, sarmısak, en az 100 gr kuzu eti ve pirinç olan çorba önüme geliyor. Tabii acı ve sıcakla arası hiç iyi olmayan bendeniz ilk 10 dakikada çorbayı içmekte bayağı zorlanıyorum. Çorba, öylesine acı ki anlatamam! Bu acı ve sıcak sebebiyle son aşamaya gelmiş nezlem kendini bayağı silkeliyor! Ozan çorbayı bitirip yüzündeki gülümsemeyi gördüğümde ben daha yarıya gelmemiştim. Neyse ki çorba hafif ılıyınca kendime gelip çorbanın keyfini çıkartabiliyorum. Acı olması kendi adıma negatif olsa da gerçekten eşsiz, çok lezzetli olan Beyran Çorbası’nı mutlaka içmeniz gerek! Çorbanın fiyatı 9 TL bu arada, fazlasıyla değer!

Çıkınca katmer yemek için Katmerci Zekariya’yı aramaya başlıyoruz. Burayı bulmak daha zor ama 3-4 kişiye sorduktan sonra karşımıza çıkıyor. Oldukça küçük olan dükkanın gayet ünlü olduğu, duvarlardaki fotoğraflardan belli. Hemen birer katmer ve birer bardak süt söylüyoruz. Zaten içecek olarak 2 seçeneğiniz var (diğeri su) ama katmerle süt müthiş gidiyor. Katmer, büyükçe bir kare tabağı kaplayan içi Antep fıstığı ve kaymak dolu bir hamur tatlısı. Hamur olduğuna bakmayın oldukça hafif. Kolaylıkla bir katmer yeniyor. Adam başı 10 TL tutuyor bu enfes lezzet!

12012013337

2013-01-12 10.55.06

Bu kadar yedik, artık müze zamanı! Zeugma Müzesi’ni bulmamız gerek ama. Neyse ki stadın yanına koydukları kent haritası imdadımıza yetişiyor. Zeugma Müzesi’nin Gar’ın arkasına taşındığını görüyoruz. Böylece yaklaşık 2 km’lik bir yürüyüş sonunda görkemli bir müze binasıyla karşılaşıyoruz. Yeni yapıldığı her halinden belli oldukça geniş bir bina kompleksi burası. İçeriye girdikten sonra 3 TL ödeyerek 3 boyutlu Zeugma belgeselinin izlemenizi öneriyorum. Müzeyi gezmeden önce, tüm olayı özetleyen ve 3. boyutu da şaşırtıcı biçimde iyi kullanan 10 dakikalık bir belgesel. Ardından kesinlikle sesli kılavuzu alarak (5 TL tutarında ama iPod Touch’a benzeyen Android bir alet veriyorlar! Gayet şık!) mozaikleri gezmeye başlıyoruz. Aceleye hiç gerek yok. Çünkü her mozaiğin kendi hikayesi var. Hele benim gibi, mitolojiyi seviyorsanız zevkten dört köşe oluyorsunuz. Muhteşem Mars Heykeli’ni bir kenara koyarsak her biri ayrı sanat eseri olan bu parçalara bakmak ve hikayelerini dinlemek eşsiz bir deneyim. İçlerinde en ünlüsü olan Çingene Kızı Mozaiği, ona özel yapılmış karanlık bir odada sergileniyor. Bu sunumuyla Louvre’daki Mona Lisa’nın sergilenişini andırıyor, karanlık olması hariç.

12012013357

2013-01-12 13.34.20

Sanırım 2 saat kaldıktan sonra dışarı çıktım. Ozan’ı beklerken müze mağazasına girdim ve birkaç hediyelik anı aldım kendime. Arkeolog olan mağaza sorumlusuyla sohbet ettim. Müzeyi çok beğendiğimden söz edince, daha bir binasının açılmadığını belirtti. Yani daha görülecek çok mozaik var! Zeugma’da görülecek bir şey olup olmadığını sorunca da, hala kazı çalışmalarının devam ettiğini ve açık hava müzesi olarak bahar ve yaz aylarında ziyaret edildiğini belirtti. Birecik Baraj Gölü’nde tekneye binilerek  gidiliyormuş ve Antep’e yaklaşık 60 km uzaktaymış. Ama sonuçta tüm mozaiklerin bu müzeye taşınıp sergileneceğini belirtti.

2013-01-12 12.38.46

Gaziantep Zeugma Müzesi, gerçekten dünya çapında, hayranlık uyandıran bir müze. Antakya’daki Mozaik Müzesi’ni ve hatta Avrupa’daki çoğu müzeyi ziyaret etmiş biri olarak rahatlıkla üst seviyede bir çalışma olduğunu söylemeliyim. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı kutlamak lazım, böyle başarılı bir eser ortaya koydukları için.

Diğer yazılarda: Baklava, Bayazhan, baklava, yuvarlama, Kent Müzesi, ciğer kebap, baklava 😀

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: