Arşiv

Posts Tagged ‘Hotel Olympia’

Bir Selanik Kaçamağı – 2. Gün

02/09/2013 1 yorum

Saati zaten 10’a kurmuştum, otelin kahvaltısına yetişebilmek için. Hala uykumuz olsa da kalktık, giyinip aşağıya indik. Gayet muntazam bir açık büfe bizi karşıladı. Gerçekten, bir kahvaltıdan isteyebileceğiniz her şey mevcuttu. Üstelik 10.30’da bitmesi gereken büfe 11.00’e kadar da uzatıldı. Herkes rahat ve huzurlu.

Kahvaltıdan sonra duşumuzu aldık, toparlandık ve resepsiyona çantaları bıraktık. O kavurucu sıcakta sırt çantası bile fena oluyor. Ana caddeye inerek Selanik Arkeoloji Müzesi’ne doğru yürümeye başladık. Şehrin merkezi olduğundan 100 metrede bir karşımıza çıkan tarihi eserler bizi duraklattı. Önce Selanik’in Aya Sofya Kilisesi’ne girdik. Gayet barok bir tarza sahip. Onun ertesinde içine giremediğimiz (benim de adını unuttuğum) eski bir kiliseye girdik. Hemen ona yakın Rotunda’ya girebildik ama. Burası tamamen silindirel olarak inşa edilmiş 3. yüzyıldan kalma bir tapınak. Yunan Tanrıları için yapılsa da sonrasında kilise ve camiye de dönüştürülmüş. Şimdi ise bedava bir müze. Selanik’in önemli yapılarından biri.

Rotunda_iç

Rotunda’nın içinden görünüm

Rotunda_sışRotunda’nın dışarıdan görünüşü

Sonrasında o sıcakta biraz yolu karıştırsam da müzeyi bulabildik. Selanik Arkeoloji Müzesi, tipik bir müze. Selanik ve çevresinin antik zamanlardan Osmanlı Dönemi’ne kadar olan tarihini, kültürünü ve yaşantısını öne çıkarıyor. Önemli sayılabilecek bir özelliği olmasa da Selanik’in tarihini öğrenmek için mutlaka uğranılması lazım. Burayı gezerken o kadar acıktık ve susadık ki müzenin cafesine oturduk. Bir büyük sandviçi nasıl bitirmişim, hatırlamıyorum valla. Sommersby olmasa da damağımızı nemlendirmek de oldukça güzeldi. 🙂

müze1Selanik Arkeoloji Müzesi’nden bir parça

Arkeoloji Müzesi’nin hemen yanında Bizans Müzesi bulunuyor. Burası da, adı üstünde, Selanik’in Bizans dönemindeki yaşantısı üzerine. Yalnız buranın güzelliği, çok zeki mimarisi. Binada, çıkış hariç hiç merdiven yok! Bir salonu ziyaret ettikten sonra ufak bir rampa tırmanarak diğerine geçiyorsunuz. Böylece 360º döndüğünüzde müzeyi de tamamlamış oluyorsunuz.

müze2Bizans Müzesi’nde bir kabartma taşı

Müze çıkışı, mümkün olduğunca gölgeleri takip ederek ana merkeze geri yürüdük. Full tho Meze’nin oradaki bir lokantada Sommersby bulabildik en sonunda. İkişer şişe o kadar güzel geldi ki anlatamam. Biraz dinlendikten sonra, yemekten önce otele dönüp çantalarımızı almaya karar verdik. Çantaları alıp aynı civara döndük. Trip Advisor’un 1. numarısında bulunan El Correo Cocina Argentina’ya girdik.  İç tasarımı oldukça şık. Zaten Bristol Hotel’in içinde yer alıyor. Oturduğumuzda geyet kapsamlı bir menü geldi. Webde bifteklerinin çok güzel olduğunu okuduğumuzdan birer Angus bifteği aldık. Arkadaşlar çok pişmiş istese de ben hafif kanlı tercih ettiğimden orta istedim. Gayet lezizdi. Öncesinde gelen aperitifler de oldukça başarılıydı. Bir şişe de şarap açtırdık yanında, içimi gayet güzeldi. Adam başı 30 avro değildi hesap, yanlış hatırlamıyorsam. İkram olarak ben bir limonchello (soğuk limonlu bir içki, gayet severim) aldım, başarılıydı o da.

IMG_5913

El Correo Cocina Argentina’daki soframız

IMG_5915Selanik’teki son yemeğimiz

Ardındansa dönüş yolculuğuna geçtik. Belediye otobüsüyle otogara, oradan da kısa bir yürüyüşle Metro’nun yerine vardık. Tabii Metro, yine ününü konuşturdu. Otobüsü 1.5 saat geç kaldırdı, oldukça kötü bir otobüs verdi (ki 11 saatlik bir yolculukta insan azıcık kalite arıyor), üstüne sivrisineklerle ve efsane bir muavinle beraber her köyde durarak oldukça fantastik bir yolculuk yaşattı bizlere.

Velhasıl, otobüs yolculukları hariç harika bir geziydi. Geldiğimden beri hekese dediğim üzere, Selanik oldukça uygun ve keyifli bir gezi noktası. Bilhassa midesine düşkün olanların mutlaka uğraması gereken, nispeten Türkiye’ye de oldukça yakın bir şehir. Tabii yalnız gezmenin sıkıcı olacağını da hatırlatmam gerek. O güzelim meyhanelerde muhabetin dibine vurmadıkça hiçbir şeyden keyif alamayabilirsiniz. Siz en iyisi, birkaç dostunuzu toparlayıp bir haftasonunuzu bu şirin Balkan kentine ayırın. Pişman olmayacaksınız.

Canım dostlarım, Onur ve Filiz’e ayrıca teşekkürler. Beraber geçirdiğimiz bu harika 2 gün için…

Selanik’te mutlaka yapılması gerekenler:

  • Atatürk’ün evi görülmeli;
  • Alkol kullanmasanız bile, bir meyhaneye oturup bol peynir ve meze yemeli;
  • Kordon’da yürümeli;
  • Gece eski limanda yere çömelip Selanik’i gece seyre dalmalı;
  • Aristo Bulvarı’nda bu cafeye oturup aylaklık yapmalısınız.

Fotoğraflar: Filiz DÜMBEK

Bir Selanik Kaçamağı – 1. Gün

13/08/2013 1 yorum

Her şey aniden oldu bu sefer. Genelde 3-4 ay önceden planlar yapılır, biletler alınır, sonra da huşû içinde tarih beklenirdi. Bu sefer sadece 10 gün öncesinde “Arkadaşlar vizeler bitmeden bir kaçamak mı yapsak?” fikrinden türedi her şey.

+”Neresi olsun?”

-“Selanik olabilir.”

+”Mantıklı bak. Hem uçakla da uğraşmayız.”

-“Tamamdır. Haftaya cuma gidiyoruz o zaman.”

+”Oleyyyy!”

Böylece önce Metro Turizm’den (sonradan Yunanistan seferlerinde Crazy Holidays ile ortak olduğunu öğrendik, ad inanın çok manidar, sırası gelecek 🙂 ) biletler alındı. Otel rezervasyonu da yapıldı. 2 Ağustos Cuma akşamı Esenler Otogarı’nda buluşuldu.

Beyaz Kule

Selanik Kordon Boyu ve Beyaz Kule

Onur ile ben çift katlı otobüsle giderken, Filiz Hanım yan arabadaydı. Yolculuğun sınıra kadar olan bölümü fena geçmedi. Uzun zamandır Onur’la görüşemediğimizden bolca konuştuk, biraz okudum, uyuma denemelerinde bulundum. Sınırdaki 1.5 saatlik lüzumsuz beklemeden sonra sızmışım zaten. Gözlerimi, şoförün telefonda birisine “Abi araba yolda kaldı, çalıştıramadık. Ne yapacağız bilemiyorum?” dediğini duymamla açtım. Kesin rüyadayım diye düşünürken, havanın aydınlanmış, bizim de bir sokak kenarında park etmiş olduğumuzu gördüm. Otobüsün gerçekten bozulduğu açıktı ama yapacak bir şey de yoktu. Onur’a baktım, gözü kapalıydı ama birazdan açılınca “Onur, otobüs bozulmuş!” dedim. Ardından hemen kapadı, ben de zaten fark ettiğinden uyumaya çalıştığını sandım. Meğerse, benim şaka yaptığımı sandığından uyumasına devam etmiş. Lakin 10 dakika sonra uyandığında da hareket etmediğimizi anlayınca durumun vahamiyetini de anladı. Adını bilmediğimiz yurt dışında bir kasabada kalakalmıştık, saat 7.15’ti. Normalde Selanik’e varmak üzere olmalıydık.

Onur şoförle konuşmak üzere aşağı indi. Döndüğünde başka bir otobüsün 10 dakikaya bizi almaya geleceğini söyledi. Tabii o 10 dakika 1 saati geçti. Yeni otobüsle hareket edebildiğimizde saat 8.30’u geçyordu. Selanik’e vardığımızda ise saat 11.30’du! Üstelik otobüs otogara bile girmedi (yabancı plakalı araçlar giremiyormuş). Otogardan yürüyerek 5-6 dakika uzaklıktaki kendi binasının önünde durdu. Küçük bir minibüsle otogara attılar bizi. Sonrasında ise 31 numaralı otobüsle 15 dakikada merkeze indik.

Selanik, ilk önce bana Tiflis’i anımsattı nedense. Modern bir kent olduğu söylenemez, sanki bir 5 yıl geride kalmış gibi. Ama bu, kötü bir anlamda değil, şehir kendi içinde uyumlu ve sırıtmıyor. Onur, Balkanların çoğunu gezdiğinden onların da bu durumda, hem de daha kötü halinde olduğunu anlattı. Balkanları daha gezemedim lakin tipik bir Balkan kentinde olduğumuz aşikardı.
Daha fazlasını oku…