Arşiv

Posts Tagged ‘blockbuster’

Pirates of the Caribbean 3 (Karayip Korsanları 3)

Yine geldik bir üçlemenin daha sonuna. Üçlemeler yılının ikinci ayağındayız. Benim en çok beklediğim ayağı. Mayıs gelse de gitsem, dediğim film. İlk ikisinde çok eğlendiğim film. Sonuç? Bilmiyorum, daha doğrusu karar veremiyorum. Filmi izlerken de bir gariptim. Sezonda en çok beklediğim film önümde perdeden akıyor ama ben beklediğim zevki alamıyordum. Üstelik normalde zevk almam gerektiği halde çünkü filmde göze çapan büyük bir eksiklik yok. Jack de orada, Barbossa da, Elizabeth de, William Turner da ve öbürleri de. O zaman ben de mi sorun? Acaba gün çok yoğun geçtiği için mi kafamı veremiyordum. Dur ya. Kafa mı vermek? Biz eğlenmek için filmi izlemiyor muyduk? Filmin bizi ferahlatması gerekmiyor muydu, neden üstüne kafa yoruyoruz.

Sorunu buldum en sonunda. Film fazla karışık ve bol malzemeli. Hayır, Spider-Man 3’teki gibi değil. Farklı bir karışıklık. Daha önce de bu karakterler vardı, tek fazlalık Sao-Feng, o da kısa sürede ölüyor zaten. Bu gibi filmlerin basit olması gerekmiyor muydu, amaç o zaten. İlk iki film öyleydi zaten. Olaylar sırayla gidiyordu. Ama bu sefer bir acayiplik var.

Önce kraliyet limanında tanımadığımız, filmle alakasız insanların katledilişini izliyoruz. Sonra bir kayık süren Elizabeth ile Singapur’a gidiyoruz. Gayet kafa yorucu bir girişle Barbossa’nın Sao-Feng’i keklemesini izliyoruz. Ardından Kraliyet askerleri mekanı basıyor ve aksiyon izliyoruz (nihayet!). Sonraki sahne bir arkadaşımın dediği gibi sürrealist bir filmden kopup gelmiş sanki. Kumun ortasında bir gemide düzinelerce Jack Sparrow birbirlerine emir veriyor. Taşa benzeyen yengeç de cabası. Allah’tan bizim ekip olay yerine gelip Jack’i kurtarıyor da bu sıkıcı ve oldukça gerçeküstü bölüm sonlanıyor. Bir popcorn filminde bütün bunlar ne arıyor? Neyse ki Jack kafasını kullanıp bizimkileri gerçek dünyaya döndürüyor. Bu arada Yunan mitolojisindeki Hades denizine gönderme yapan ruhların yüzdüğü deniz, çok dahiyane bir fikir ama bu filmde olmaması gerek.

Ekip dünyaya dönünce, film de başlamaya hazır oluyor. Ama daha savaşa hazırlanacağız, acelemiz ne. Herkesin kişisel politikaları, çıkar çatışmaları, tipik saf değiştirmeler filan derken korsanlar konseyi için yine bayağı zaman geçiyor. Oldukça eğlenceli bir konseyden savaş kararı çıkıyor ve sadece 2 gemi koca İngiliz filosunun (yaklaşık 50 gemi) ana gemisini batırınca da film bitiyor. Tamam, böyle bir filmde mantık aranmaz, o kadar sürrealist takıldıktan sonra 49 gemi savaşa katılmadan kaçıyorsa bir sorun vardır herhalde.

Bütün karakterlerin kaderi bir nihayete eriyor sonunda ama biz de bitiyoruz. Geriye Keira Knightley’in ne kadar güzel olduğundan başka bir şey kalmıyor vallahi. Jack Sparrow’a bile doyamıyoruz yoğunluktan. Umutlar Bourne Ultimatom’a kaldı. Sen de bizim yüzümüzü kara çıkarma Bourne.

Oyuncular: Johnny Depp, Orlando Bloom, Keira Knightley, Geoffrey Rush, Bill Nighy, Jack Davenport, Jonathan Pryce, Lee Aarenberg, Mackenzie Crook, Kevin McNally, David Bailie, Stellan Skarsgard, Tom Hollander, Naomie Haris, Yun-Fat Chow – Görüntü Yönetmeni: Dariusz Wolski – Müzik: Hans Zimmer – Senaryo: Ted Elliott, Terry Rossio (Ted Elliott, Terry Rossio, Stuart Beattie ve Jay Wolpert’in karakterlerinden) – Yönetmen: Gore Verbinski

*** G.T.: 25 Mayıs Y.T.: 27 Mayıs

NOT: Hakkını vermek gerek efektleri süper. Ayrıca filmin jenerik sonunda bir sahne varmış, ben kaçırdım, siz kaçırmayın.

Bir Çocuk Filmi Olarak Spider Man 3

Filmle ilgili o kadar yazı okudum ki öncesinde. Sanki tüm filmi görüyordum gözlerimin önünde. Meğerse ben öyle zannediyormuşum. İlk filmde Raimi’yi popülistlikle suçlamıştım. İkinci filmde ise herşey rayına oturdu demiştim, güzelce Örümcek Adam’ı izliyorduk. Raimi’ye birşeyler olmuş. 2. filmin o samimiyetini yakalayamamış. Artık zaman baskısı mı (gösterim tarihi 2004’te ilan edilmişti.) yoksa başka bir sebep mi, bilemiyorum. Ama bu film çok çocukça. Hatta İngilizce seviyesi bile ilkokul düzeyinde. (Filmi altyazısız izledim de)

Bir kere film fazla kalabalık. Herkesin esas eleştirisi de bu, zaten. İşin içinde MJ ile sorunlar, Harry ile ilk iki filmden gelen (ve oldukça sıradan sonuca bağlanan) ilişkisi, simbiyotik yaşam formuyla kendi içi çekişmesi, işte rekabet, yeni sevgili fırsatı, Venom, Sandman ve onun amcasıyla ilişkisi. Tanrım, yazmak bile yordu. Spidey tüm bunlarla uğraşıyor, üstüne akrobasi de yapıyor (zaten eğlence o ya). Ama hepsini toparlayayım derken bocalıyor ve ölçüyü tutturamıyor. Açıkçası Raimi bile yapamıyorsa, yapılamaz zaten. Yani esas sorun senaryoda, hatta sinopsiste. Zaten filmin senaristi hikayeyi ilk gördüğünde 2 filme ayırmayı düşünmüş. (O zaman cıngar çıkardı.) Böylece filmdeki hiçbir olay hakkıyla işlenmiyor. Bence Sandman hikayesi çok yavan, efektleri de pek büyülemedi beni, gayet gereksizdi. Onun yerine iç çekişmeyi öne çıkarıp (ki çok malzeme vardı) Venom’a biraz daha zaman verse fena olmazmış. Zaten Gwen karakteri çok boş kalmış, o kadar yazı okuduktan sonra güzel bir aşk üçgeni bekliyordum. Bırakın aşk üçgenini, ortada aşk da yok. Peter Gwen’e aşık değil; Gwen de Peter’a, sadece Örümcek Adam’ın cazibesine kapılıyor. Peter ile MJ yine aşık ama kavuşamayan çifti oynuyor ki beni baydı artık.

Filmin tek artısı komediye biraz daha ağırlık vermesi, filmin en iyi iki performansı da buradan geliyor zaten. J. K. Simmons ve Bruce Campbell harikalar. Campbell’in Fransız komposizyonu izlenmeli. Başka da birşey yok pek. Unutmadan filmde Örümcek Adam’dan keyif aldığım yegane sahneler kötü adam olduğundaydı. Neden acaba?

Raimi’den artık çocukları değil büyükleri düşünmesini istiyoruz, The Gift tarzı esaslı gerilimler bekliyoruz. Son olarak, Maguire ve Dunst böyle giderse seri bitince hiç iş alamayacak.
Oyuncular: Tobey Maguire, Kirsten Dunst, James Franco, Thomas Haden Church, Topher Grace, Bryce Dallas Howard, J. K. Simmons, Rosemary Harris, Bruce Campbell – Görüntü Yönetmeni: Bill Pope – Müzik: Christopher Young, Danny Elfman – Senaryo: Sam Raimi, Ivan Raimi, Alvis Sargent (Sam Raimi ve Ivan Raimi’nin hikayesi; Stan Lee ve Steve Ditko’nun çizgi romanından) – Yönetmen: Sam Raimi
**1/2 G.T.: 4 Mayıs Y.T.: 24 Mayıs

Kategoriler:film eleştirisi Etiketler:,