Başlangıç > aşk filmi, film eleştirisi, Fransız filmi, klasik > 37°2 Le Matin (Betty Blue)

37°2 Le Matin (Betty Blue)

7-8 aydır erişemediğim sabit diskime sonunda erişince, kıyıda kalmış bazı filmleri de tekrardan hatırladım. Betty Blue (37°2 le Matin) filmi de bunlardan biri. Daha bunun gibi sürüyle film var, The Last Detail gibi.

37°2 le Matin 1986 yapımı bir Fransız filmi. O yıl tüm dünyada da oldukça popüler olmuş. Hala da hatırlayan var (ki ben de bir dergiden okuyup radarıma almışımdır). Ama izledikten sonra IMDB’den yapıtığım kısa araştırma sonrasında o yıl Oscar dahil tüm ödüllere aday olmasına rağmen çok da beğenilmediğini gördüm. Hatta yönetmeni Jean-Jacques Beineix’in ikinci yapıtı olan bu film, aynı zamanda kendisinin son popüler filmi.

Filmin fazlasıyla erotik, şimdiden belirtiyim. Hatta ilk sahnesi gayet hardcore diyebileceğimiz bir sevişme sahnesi. Film boyunca da iki ana kahramanımız, bol bol çıplak kalıp sevişiyorlar. Bu arada ‘film boyunca’ tanımım gayet geniş çünkü tam 180 dakika sürüyor. Sinemalarda sanırım 2 saatlik kurgusu oynamış ama o kurguyu bulmanız bence çok zor. DVD olarak direkt yönetmenin kurgusu var.

Film 3 saat olmasıyla, baştan sıkıyor ama garip bir şekilde akıyor ama bütünlüklü olarak değil. Şöyle ki yanlış hatırlamıyorsam film, 5 bölümden oluşuyor. Bu bölümler fiziksel olarak ayrılmıyor ama gayet hissediliyor. Mesela filmin ilk 40 dakikası, bir sahilde kahramanlarımız Zorg ile Betty’nin birbirlerini tanıma süreciyle geçiyor. İşte bu bölümler kendi içlerinde gayet akıcı, sıkmıyor ama birinden diğerine geçerken tempo değişimi yaşanıyor ve doğal olarak seyirci filmden kopuyor. Tıpkı sahil kasabasından Paris’e geçtiklerinde yaşandığı gibi.

Film, Zorg ile Betty’nin oldukça delişmen ve doludizgin ilişkisini anlatıyor. İlkişkilerinin ilk haftasından başlayan film, sonuna kadar götürüyor. İlişkiyi izlenebilir kılan iki unsur var: İlki, Betty’nin delilikleri, aklına eserse adam bile öldürebilir sebebi ne olursa olsun. İkincisi de Betty ne yaparsa yapsın, Zorg’un ona olan sadık tutkusu. Film boyunca olan tüm dinamikleri, bu iki unsur tetikliyor.

Filmin tadı ise son yarım saatte ortaya çıkıyor. Yani ilk 2.5 saat gayet boş gelebilir film size. Bu son 30 dakikada ve hele final sahnesinde, ikili arasındaki aşkın tüm gerçekliği ve özünü ortaya koyuluyor. Sanki beyninize işleniyor, o kadar saf bir sinema tadı veriyor.

Bu yönden, bu filmden 2 yıl önce çekilen ve benim en’ler listemde ilk 4’te olan Paris, Texas’a benziyor. Paris, Texas’ı bırakın geçmesi, yakalaması bile zor olsa da (o filmin sonunda 5-10 dakika yerimden kalkamamıştım, olağanüstü bir eserdir) o hisse yaklaşıyor. Bu his, aşkın ne kadar harika bir duygu da olsa maddi dünyayla çakışınca yarattığı uçlara varan dengesizlikleri tüm yalınlığı ile gösterebilmesi. Diğer deyişle manevi duygunun uç noktası olan aşkın, maddi dünyayla çelişkisini gerçekçi olarak yansıtabilmesi.

Bu olguyu, bırakın yansıtmayı saptayabilen bile çok az sanat eseri (Six Feet Under’ın gelmiş geçmiş en iyi dizi olmasının sağlayan nedenlerden biri de budur) olduğu için 37°2 le Matin, izlenmeyi kesinlikle hak ediyor.

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: