Avatar

Avatar, doğu kültüründe Tanrı’nın veya Tanrıların yeryüzündeki silueti manasına geliyor. İnternet kültüründe de, bu kaynağa dayanarak, kişinin sanal ortamdaki resmine deniyor ki bu kişinin gerçek resmi olmak zorunda da değil.

İnsanoğlu aslında bu terime daha fazla aşina olması lazımdı. Çünkü yaşadığımız dünyada herkes kendini, kendi değil de avatarı zannediyor. Şöyle ki kişiler kendi kafalarında olmak istedikleri bedenler yaratıp (avatar) gerçek dünyada onları kullanıyorlar yada kullanmaya çabalıyorlar.

Mesela şu anda bizi yönetenler kendilerini padişah/sadrazam/vezir/vb. zannediyorlar. ABD süper güç olduğunu farz ediyor. Bu gibi sayısız örnek verilebilir. Lakin bu o kadar kanıksanmış ki her insan kendi avatarını yaratmış artık. Çirkin bir kız, bilumum makyaj ve tavırla kendine güzel bir kız havası verebiliyor. Fiziksel etkileri de geçelim, çok tembel biri çok çalışkan olduğunu farz edip ona göre bir persona oluşturabiliyor ve daha da ilginci bu avatarını bir şekilde diğer insanlara kabul ettirebilirse ömür boyu bu şekilde geçinebiliyor.

James Cameron da ‘avatar’ terimini çift anlamda kullanıyor son filminde. Birincisi gerçek anlamı:

Pandora adlı bir gezegende dünyayı tüketmiş insan ırkı, yerel halkla (Na’viler) iletişime geçip onlara zarar vermeden kovma peşinde. Çünkü gezegende çok değerli bir maden var (kilosu milyon dolarlarla ölçülüyor!). Bu yüzden bilim insanları Na’vi avatarı yapıyorlar. Sonra bir insan makineye bağlanıp bu Na’vi avatarını kullanarak Na’vilerin arasına karışabiliyor.

İkinci olarak da mecazi manada kullanıyor bu terimi:

Pandora’ya gidip orada bir üs kuran insan ırkının, buradaki tek amacı madeni çıkartıp dünyaya götürmek. Bu gezegendeki başka hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Ne yerel halkla, ne inanılmaz bitki çeşitliliğiyle ne de enteresan coğrafi yapısıyla. İnsan ırkı, Na’vileri doğaya tapan mavi maymunlar olarak görüyorlar. Çünkü ağaçlarda yaşıyorlar, tamamen doğayla uyum içindeler ve hiçbir şekilde teknolojik gelişimleri yok. İnsanlara göre önlerindeki tek engel de bu Na’vi ırkı. İşte kendini Tanrı’nın avatarı olarak gören insanoğlu Na’vilere birer kul gözüyle bakıyorlar. Onlara kendi dillerini öğretip, teknolojik oyuncaklar verirlerse olayın hallolacağını zannediyorlar.

İşte Avatar’ın gerçek özü bu. Efektler, IMAX filanı geçin. Cameron bize bunu söylemek istiyor. Teknolojinin bizi nasıl bir noktaya getirdiğini, avantajlarının yanında dezavantajlarını daha çok kullandığımızı anlatmak istiyor. Bunu yaparken de teknolojiyi kullanıyor ama!

Zaten her yerde okuyorsunuzdur, Avatar tamamen 3 boyutlu sinemalar için üretilen ilk film. Daha önce de IMAX’te gösterilen büyük bütçeli filmleri vardı tabii. Mesela benim ilk IMAX tecrübem olan Beowulf da bu tarz üretilmişti, ama bir animasyondu sonuçta. Hoş, Cameron amaçladı da ne oldu, stüdyoya boğun eğerek 2 boyutlu gösterimine izin verdi. Daha sektörün salt 3 boyuta hazır olmaması da ana etken tabii.

Filmin 3 boyutluluk konusuna gelirsek… Daha önce IMAX’e gitmemiş olsam bir mucize görmüş gibi olurdum herhalde. Ama 2. IMAX deneyimim olduğundan çok sayıda nefesimi tuttuğum an olmadı. Zaten güzel bir sahnede filmle bütünleştiğim için 3. boyut etkisi beni pek ırgalamadı (savaş sahnesi mesela). Ama Cameron’un 3. boyutu gerçek manada kullandığı kesin. Ciddi bir illüzyon yaratmış Cameron ama bu illüzyon filmin amacı değil, aracı olmuş ki bence böyle de olmalıydı. (Mesela Beowulf’ta IMAX tamamen amaçtı. Filmi 2 boyutlu izleyemezsiniz, kötüdür.) İşte Avatar, bu bakımdan bir ilk! 3. boyut teknolojisini bir araç olarak kullanan ilk film! Bu filmi 2 boyutlu izlerseniz de anlarsınız lakin o güzelim bitkileri, hayvanları yanı başınızda hissedemezsiniz. IMAX teknolojisi filme, değişik bir hava katmış ve bu da filmin önemli bir artısı bence.

Avatar’ın önemi, ileride daha iyi anlaşılacak. Artık 3 boyutlu olarak kaliteli bir film izleyebileceğiz. Mesela, Donnie Darko veya Apocalypse Now’ı yanımızdaymışçasına izleyebileceğiz. Bu da sinema keyfinin geri dönüşü demektir. Korsan ve DVD ile kaybedilen o sihirli illüzyonun yeniden oluşmasıdır.

Şimdi bu hafta sonu tüm dünyada cevabı aranan soruyu soralım: Avatar, sinemanın yeni devrimi mi? Bence evet! Şunu da ekleyeyim: “Daha hiçbir şey görmediniz!”*

Oyuncular: Sam Worthington, Zoe Saldana, Sigourney Weaver, Stephen Lang, Michelle Rodriguez, Giovanni Ribisi, Joel Moore, CCH Pounder, Wes Studi, Laz Alonso, Dileep Rao – Görüntü Yönetmeni: Mauro Fiore – Müzik: James Horner – Senaryo ve Yönetmen: James Cameron – ****1/2

*: Al Johnson, ilk sesli film olan The Jazz Singer’ın son repliğinde “Daha hiçbir şey duymadınız!” der.

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: