Glee!

Geçen ay Glee Altın Küreler’de En İyi Komedi Dizisi ödülünü alınca izlemek geldi içimden. Çünkü hem ne zamandır yeni bir komedi dizisine başlamamıştım hem de dizinin türü olan müzikal-lise komedisi beni cezbediyordu. Malumunuz, hem müzikalleri severim hem de lise filmlerine hastayımdır (80’ler………………!).

Glee, bize çok yabancı bir kelime. Wikipedia’dan araştırdım, 17. yüzyılda ortaya çıkmış bir şarkı türü. Kiliselerde biraz dramaturji katılarak söylenen şarkı diye özetlenebilir ama tabii, daha derin anlam ve metaforları da var. Bu dizide kullanılan manası ise, liselerde kurulan sahne ile müziği birleştiren bir kareografi ile şov yapan bir koro grubu. ABD’deki çoğu lisede bu kulüpten varmış ve turnuvaları düzenlenirmiş.

Bu dizi ise, Ohio’daki McKinley Lisesi’nde yeni kurulan glee kulübünün maceralarını anlatıyor. Her lise dizisinde olduğu gibi, aşk, entrika, ineklik, ponpon kızlık, popülerlik, eziklik gibi malum konular işleniyor. Açıkçası bu alanın şaheseri olan Freaks & Geeks‘in eline su dökemez. Ama neyse ki Glee‘nin elinde başka kozlar da var.
Bir kere müzikal bir dizi. Her bölümde en az 5 müzikal sahne izliyoruz ki bunlar gayet çalışılmış, hazırlanılmış sahneler. Gündelik hayata da başarıyla yedirilmiş. Şarkılara da aşinaysanız (çoğunluğu popüler şarkılar veya müzikallerden alınma) gayet eğlenceli oluyor. İzlerken siz de şarkı söylüyorsunuz, rahatlıyorsunuz ki dizi izlemenin bir amacı da budur zaten, rahatlamak.
Bir artısı daha var ki bu da verdiği ana mesaj. Glee kulüplerinin hiç popüler olmadığını öğreniyoruz dizi boyunca (gerçekte de böyle mi, bilmiyorum) ve kulüp daha çok dışlanan kişilerin toplandığı bir yere dönüşüyor. Tekerlekli sandalyeye mahkum Artie, okulda gay olduğunu açıklayan tek kişi Kurt, kekeme Tina, aşırı hırslı ve sevimsiz Rachel, ultra salak Britney, siyah şişko Mercedes birkaçı. Bunlara birkaç popüler öğrenci de ekleniyor ama sonraları onların da kendi sorunları çıkıyor. Mesela okulun en popüler kızı olan, baş ponpon kızı Quinn, dizi başlar başlamaz hamile kalıyor (üstelik bekaret derneği başkanıyken!).
Uzun lafın kısası, dizi bu dışlanmış grubun bir onur mücadelesine de dönüşüyor. Biraz muhafazakar bir mesaj da olsa (zaten Fox’ta yayınlanması buna bir işaret), ne kadar umutsuz da olsanız, hayat ne kadar kötüye de gitse mutlaka bir çıkış yolu vardır deniyor. Bu konu, dizide zaman da bol olduğundan detaylı şekilde işleniyor. Mesela, 1. sezonun 9. bölümü engelliler hakkındaydı ve gayet güzel (sömürüye girmeden) işlenmişti. O bölümdeki ‘Imagine’ şarkısı efsanedir mesela. (en alta Youtube videosunu koydum)
Ben diziyi fena halde sevdim. Çok iyi değil belki, yer yer oldukça da klişe. Bilhassa 2. sezon klişeye daha da yaslandılar ve gittikçe de artacağa benziyor. Ama çok eğlenceli. Komik, bazı zaman zeki, duygusal ve şarkılarla dolu.
Reklamlar
Kategoriler:dizi, Emmy Ödülleri, şarkı Etiketler:
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: